Ortadoğu ülkelerine baktığımızda bu durum özellikle kemikleşmiştir.
Din korku unsuru olarak, tarikatlar aracılığıyla topluma entegre edilir.
Tarikatların genel yapısındaki katı kurallar, kendi iç bünyelerinde oluşturdukları güç kavramı ise her türlü istismarı da beraberinde besler.
Bizler oralarda neler yaşandığı hakkında çok derin bilgilere sahip değiliz, fakat özellikle çocuklara yönelik cinsiyet gözetmeden yaşattıkları cinsel istismarlar toplumun vicdanında affedilemiyor.
Biliyoruz ki; suskunlukları asla asaletinden değil, gücü kaybetme korkularındandır.
Sabi çocukların çığlıkları vicdanı titretmiyor.
Kutsal kitabın hangi ayetinde var bu insanlık dışı vahşeti onaylamak?.....
Ama toplumun vicdanı bu insanlık dışı olaylara ses verince " dine saldırılıyor" kisvesi altında yine korkularını haykırıyor.
Çirkin istismarlar ortaya çıktığında, utanmadan arlanmadan susan bu cemaat, tarikat ve bunları şımartan siyaset dünyaları, laik ve vicdan sahibi çevreleri, tüm bu rezilliklere tepki koydukları için İslami yıpratmakla suçluyorlar.
Bu noktada, asıl İslam dinini yıpratanlar, İslam dininin özüne aykırı bu çirkin davranışları adet haline getiren cemaatler değil, sapıklık ötesi bu uygulamayı eleştiren, lanetleyen laik ve vicdanlı kesim, İslam dinini yıpratanlar olarak suçlanacak öyle mi? Biraz ar, biraz haya!!!
Korkmaya devam edin..
Bir gün o gücünüzü yitireceksiniz biliyoruz .Geride bıraktığınız travmalı bir neslin yaralarını sarmak için biz yine elimizden geleni yapacağız..
Siyasal İslamcıların şımarttığı bu tip tarikat ve cemaatler toplum güvenliği, çocuk ve kadın sağlığı, bir ülkenin gelecek kuşakları açısından olabilecek en büyük tehdittir.




























