Siyaset...Parti...Olgular...
Bu makalemi umutla ve inançla kaleme alıyor; sizlerle birlikte düşünsel bir yolculuğa yelken açıyorum.
Siyasetin, ülkemizin geleceğini birlikte kurmanın en önemli araçlarından biri olduğuna -hâlâ- inanıyorum.
Siyaset; örgütlenmedir, eğitimdir, katılımdır. Siyaset; düşünce üretmek, ortak aklı geliştirmek, toplumun farklı kesimleriyle bütünleşmek ve sorunlara birlikte çözüm aramaktır.
Ve bütün bunların üzerinde yükselen siyaset, aynı zamanda büyük bir takım oyunudur.
Ve de Türkiye için yeni bir kalkınma, gelişme ve toplumsal bütünleşme ufku açılabileceğine inanıyorsak, siyasal örgütlenmenin “niteliğini” de sürekli geliştirmek zorundayız.
Bu yazımda “meseleyi” beş temel düzlemde ele almak istiyorum:
Örgütlenme, demokratik disiplin, takım oyunu, halkla bütünleşme ve nihayet bütün bunların üzerinde yükselebilecek bir Büyük Türkiye İttifakı...
Bir Örgütlenme Olgusu Olarak Siyaset...
Siyasal örgütlenmenin gerçek gücü, üyelerinin düşünsel ve eylemsel süreçlere etkin biçimde katılmasıyla ortaya çıkar.
Bu nedenle parti içi eğitimi önemsiyorum.
Üyelerin yalnızca genel siyasal konularda değil; ekonomi, eğitim, sağlık, kültür, tarım, çevre, yerel yönetimler, çalışma yaşamı ve teknoloji gibi alanlarda bilgi ve deneyimlerini geliştirebilecekleri eğitim süreçlerinin önemini paylaşıyorum.
Devam ediyorum;
Bunun yanında yerel düzeyde kurulacak çalışma ve uzmanlık komisyonları, örgütlerin bulunduğu bölgenin gerçek sorunlarına dokunabilmelidir.
Örneğin, bir ilçenin ulaşım sorunu... Bir mahallenin altyapı ihtiyacı... Esnafın yaşadığı ekonomik güçlükler... Ve de okul çocuklarının beslenme sorunları...
Çıtayı yükseltmek de gerek;
Gençlerin eğitim ve istihdam beklentileri... Kadınların çalışma yaşamındaki sorunları... Çiftçinin üretim maliyetleri... Küçük ve orta ölçekli sanayicinin finansman, teknoloji ve pazar arayışı...
Bütün bunlar siyasal örgütlenmenin doğal çalışma alanlarıdır.
Bilgiyi, deneyimi ve halkın gerçek yaşamını aynı çözüm masasında buluşturabilmek esastır...
Özgür Düşünce, İlkeler ve Demokratik Disiplin...
Üretken bir siyasal yapı, düşüncenin özgürce ifade edilebildiği bir yapı olmalıdır.
Farklı görüşlerin ortaya çıkması, eleştirilerin dile getirilmesi, yeni düşüncelerin tartışılması siyasal örgütleri zayıflatmaz; doğru yöntemlerle gerçekleştirildiğinde onları geliştirir.
Ancak özgür düşünce ile örgütsel sorumluluğu birlikte değerlendirmek gerekir.
Bir siyasal partinin ilgili kurullarında, komisyonlarında ve çalışma gruplarında düşünceler elbette açıkça tartışılabilmeli; üyeler görüşlerini özgürce ifade edebilmelidir.
Bununla birlikte ortaklaşa oluşturulan ilkeler, yürürlükteki tüzük kuralları ve demokratik süreçler sonunda alınan kararlar da örgütsel yaşamın ortak zemini olmalıdır.
Ben buna demokratik disiplin diyorum...
Burada bir başka konuyu da önemsiyorum:
Örgütsel yaşam yalnızca kurallar ve yaptırımlardan oluşamaz.
“Başarı” görülmeli, “emek” değerlendirilmeli, “nitelikli çalışma” özendirilmelidir...
Dolayısıyla çağdaş bir siyasal örgütte ödüllendirme ve yaptırım mekanizmaları, nesnel ve önceden bilinen kurallar içerisinde, hakkaniyetle birlikte işlemelidir.
Böyle bir düzen hem kurumsal aidiyeti hem de örgüte duyulan güveni güçlendirir.
Bir Takım Oyunu Olarak Siyaset...
Siyaset aynı zamanda büyük bir takım oyunudur.
Takım oyununda liderlik önemlidir; fakat liderliği güçlü kılan, çevresindeki örgütsel kapasite ve ortak akıldır.
Bu nedenle benim tasavvur ettiğim siyasal çalışma modelinde;
etkin liderlik + etkili örgüt + uzmanlık desteği + halkın deneyimi
birbirini tamamlayan unsurlardır.
Üstelik bu yöntem siyasete katılımın niteliğini de değiştirir.
Takım ruhu biraz da böyle oluşur.
Halkla Bütünleşen Siyaset...
Çağdaş siyaset toplumun örgütlü ve üretici bütün kesimleriyle sürekli iletişim içerisinde olmalıdır.
Sendikalar... Meslek kuruluşları... Demokratik kitle örgütleri... Üniversiteler... Kooperatifler... Çiftçiler... Esnaf ve sanatkârlar... Küçük ve orta ölçekli sanayiciler...
Ve işçiler, kamu çalışanları, emekliler, gençler ve kadınlar...
Siyasetin toplumsal damarları bunlardır.
Bu damarlar siyasetin kalbine çıkmalı; “herkesin bir gözü varsa, örgütün bin gözü var” deyişiyle belli bir sinerji oluşturulmalıdır.
Özcesi, sorunların tanımlanmasına, politikaların oluşturulmasına ve çözüm seçeneklerinin geliştirilmesine toplumun ilgili kesimleri de katılmalıdır.
Çiftçiyle birlikte tarımı, esnafla birlikte yerel ekonomiyi, sanayiciyle birlikte üretimi, sendikalarla birlikte çalışma yaşamını, gençlerle birlikte geleceği konuşabilmeliyiz.
Böyle bir anlayışta siyaset halkın yanında bulunmanın ötesine geçer; halkla birlikte düşünmeye ve halkla birlikte üretmeye başlar.
Büyük Türkiye İttifakı...
Bütün bu düşüncelerin beni ulaştırdığı daha geniş bir kavram var:
Büyük Türkiye İttifakı.
Burada sözünü ettiğim ittifak, yalnızca siyasal partiler arasında kurulacak dönemsel bir birliktelik değildir.
Ben çok daha geniş bir toplumsal buluşmayı düşünüyorum; hatta bunu daha çok önemsiyorum...
İşçinin, çiftçinin, esnafın, sanayicinin, emeklinin, öğrencinin, öğretmenin, bilim insanının, sanatçının ve girişimcinin Türkiye'nin ortak geleceği etrafında buluşabileceği büyük bir toplumsal uzlaşma...
Türkiye'nin geleceğine duyulan ortak güvende bir büyük buluşma!
Böyle bir toplumsal uzlaşmanın gelişebilmesi için siyasal partilerin de kendi örgütsel yapılarını sürekli yenilemeleri; bilgiye, uzmanlığa, katılıma ve toplumla doğrudan ilişkiye daha fazla alan açmaları gerektiğine inanıyorum.
Çünkü çağdaş bir siyasal parti, yalnızca kendi üyelerinin oluşturduğu bir yapı olarak değil; toplumdan bilgi alan, topluma bilgi veren, sorunları değerlendiren ve çözüm seçenekleri geliştiren canlı bir demokratik örgütlenme olarak düşünülmelidir.
Örgütlenen insan... Eğitimle güçlenen üye... Özgürce tartışan düşünce... İlkelere ve demokratik kurallara bağlı örgüt... Bilim ve uzmanlıkla desteklenen çözüm... Halkın yaşamından beslenen politika...
Umutla baktığım Türkiye budur.
Kalkınan, güçlenen, ulusal birlik içinde geleceğe yürüyen Türkiye'ye inanıyorum.
Dr. R. Bülend Kırmacı




























