Telefon
WhatsApp

Siyaset Fikre Dayanmalıdır- 1
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Siyasetin düşünce temelinde var olması üzerine

Bu makale, ilk kez 16 Kasım 2012 tarihinde Milliyet Blog’da yayımlanan aynı başlıklı metin temel alınarak, günümüz siyasal ve toplumsal koşulları çerçevesinde yeniden gözden geçirilmiş ve genişletilmiş bir yazı dizisinin ilk halkası olarak hazırlanmıştır.

Siyaset yalnızca seçim kazanma sanatı değildir.
En azından olmamalıdır.

Çünkü düşünceden, düşünce temelinden, düşünce üretiminden kopmuş bir siyaset, zamanla yalnızca günü kurtarmaya çalışan bir organizasyona dönüşebilir. Böyle bir yapı kısa vadede kalabalıkları etkileyebilir; seçimler kazanabilir; hatta uzun yıllar iktidarda da kalabilir. Ancak düşünsel omurgası zayıflayan siyasetlerin, topluma kalıcı bir yön vermeleri giderek zorlaşır.

Gerçek siyaset, yalnızca liderlerin hitabetinden ya da seçim kampanyalarının başarısından ibaret değildir. Kalıcı siyaset, belirli bir dünya görüşüne, ahlaki çerçeveye, toplumsal hedefe ve düşünsel derinliğe dayanmak durumundadır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de siyaset giderek daha fazla “algı yönetimi”, “iletişim başarısı”, “gündem hâkimiyeti” ve “sosyal medya refleksi” üzerinden yürümektedir.
(2026 güncellemesiyle-bk: Dijital iletişim araçlarının olağanüstü hız kazanması, kısa süreli siyasal etkileri büyütürken uzun vadeli düşünsel üretimi ise çoğu zaman geri plana itmektedir.)

Oysa siyasal partiler, yalnızca seçim dönemlerinde çalışan kampanya organizasyonları değildir. Partiler aynı zamanda toplumların düşünsel taşıyıcı kolonlarıdır. Eğer bu kolonlar zayıflarsa, siyaset yalnızca kişilere ve geçici duygusal dalgalanmalara bağımlı hale gelir.

Türkiye’nin siyasal tarihinde uzun yıllar boyunca farklı düşünce akımları etkili olmuştur.
Milliyetçilik, muhafazakârlık, sosyal demokrasi, ulusalcılık, liberalizm ve kimi dönemlerde sosyalist hareketler; yalnızca birer seçim tercihi değil, aynı zamanda topluma dair farklı gelecek tasavvurları üretmişlerdir.

Ancak zaman içerisinde birçok partide düşünce üretiminin zayıfladığı da görülmüştür. Parti programlarının, ideolojik tartışmaların, kadro yetiştirme kültürünün ve entelektüel üretimin geri plana itilmesi; siyaseti daha kırılgan hale getirmiştir.

(2026 güncellemesiyle-bk: Bugün yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde “lider merkezli siyaset”, “kimlik eksenli kutuplaşma” ve “anlık dijital mobilizasyon” klasik parti kültürlerinin önüne geçmiş görünmektedir.)

Bir siyasal hareket, yalnızca bir liderin etrafında şekillenmeye başladığında; fikirler zamanla ikinci plana düşebilir. Oysa kalıcı siyasal gelenekler, kişilerden çok düşünceler üzerinde yükselir. Liderler değişebilir; kuşaklar değişebilir; ancak ve ancak düşünsel omurga korunabiliyorsa siyasal hareketler varlıklarını sürdürebilirler.

Siyasetin fikre dayanmadığı ortamlarda ise başka bir sorun ortaya çıkar: siyasal göçebelik.

Çünkü düşünsel aidiyetin zayıfladığı yapılarda insanlar çoğu zaman ilkelere değil, güç merkezlerine yakın durmaya başlarlar. Böyle dönemlerde parti değiştirmeler, hızlı saf değişimleri ve kişisel pozisyon arayışları daha görünür hale gelir.

Oysa fikir sahibi insanlar her zaman aynı düşüncede olmak zorunda değildir. Demokrasi zaten farklı fikirlerin yarışmasıdır. Ancak önemli olan, siyasal pozisyonların yalnızca günlük çıkar hesaplarıyla değil, belirli düşünsel ve ahlaki zeminlerle ilişkisidir.

Belki de bugün yeniden sormamız gereken temel soru şudur:

Siyaset gerçekten düşünce üretmeye devam ediyor mu?

Yoksa siyaset giderek daha fazla:

  • anlık tepkiler,
  • sosyal medya dalgaları,
  • lider kültleri,
  • kutuplaştırıcı sloganlar
    üzerinden mi şekilleniyor?

Çünkü düşünce zayıfladığında siyaset sertleşebilir; fakat derinleşemez.
Ve derinleşemeyen siyasetler, toplumların uzun vadeli sorunlarına kalıcı çözümler üretmekte zorlanırlar.

Yazı dizimiz devam edecek...
 
-Dr. R.Bülend Kırmacı-
Lösev2
Paylaş
Arşiv R. bülend kırmacı Arşivi Tümü
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği