Siyasette seçimler ve seçilmek elbette önemlidir.
Ancak, seçim kapıya gelmeden de kazanılması gereken utkular vardır.
Bir "zaferin örgütlenmesi" için birtakım ödevlerin, özverilerin kolektif bilinçten bireysel (üyenin) bilincine yansıması gerekir.
Bir gerçektir: Türkiye’de siyaset uzun yıllardır daha çok seçim sonuçları ve parti içi çekişmeler üzerinden seyir etmektedir.
Oysa bir siyasi partinin, hele ki bir "kitle Partisinin" gerçek gücü yalnızca aldığı oy oranı ile değil; toplum ile kurduğu bağın derinliği, sürekliliği ve...
Ve de, "aidiyet duygusu" ile ölçülür, ölçülmelidir.
Bugün özellikle CHP'miz üzerine yoğun tartışmalar yaşanıyor.
Kimi zaman sert eleştiriler yapılıyor, kimi zaman umut yükseliyor, kimi zaman ise hayal kırıklıkları büyüyor.
Ancak bütün bu tartışmaların içinde gözden kaçırılmaması gereken temel konu şudur:
Bir siyasi parti yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan ve 'harlanan' bir organizasyon değil, toplumsal hayatın sürekli bir parçası olmak zorundadır.
Öyle olması da, örgütselliğin, nesnelliğin, aklın gereğidir...
"Parti aidiyeti" yalnızca üyelik kartı taşımak anlamına gelmez.
Aidiyet (bağlanmak, bağlılık, anlam paylaşımı); emek vermek, düşünmek, katkı sunmak, sorumluluk almak ve gerektiğinde eleştirirken bile yapıcı bir doğrultuyu koruyabilmektir.
Üyenin de ödevi budur.
Bir siyasi hareketin güçlü olabilmesi için yalnızca genel merkez siyaseti asla yeterli değildir.
Bizde (solda, CHP geleneğinde) bu gerçeklik iki kere böyledir...
Mahallede, ilçede, üniversitede, sendikada, meslek örgütlerinde, gençlik çalışmalarında ve sosyal dayanışma ağlarında sürekli temas gerekir.
Aksi "durgunluktur" ve biz durursak "düşeriz", çünkü arasız devrimler geleneğinden gelenleriz...
Bu bağlamda;
Partinin toplantıları ve etkinlikleri çok önemlidir.
Bunun yanında çalışma komisyonları ve uzmanlık alanları da hayati önemdedir. Ekonomi, sanayi, eğitim, tarım, teknoloji, kentleşme, çevre konularında sürekli çalışan ekipler olmadan siyaset yüzeyselleşir.
(Bunlar "yoktur" anlamında okumayalım ancak bu yapısallığın etkisinin artırılmasına daim özen gösterelim.)
Kuşkusuz CHP’nin ve genel olarak merkez sol siyasetin önündeki önemli meselelerden biri de genç kuşaklarla kurulan ilişkinin niteliğidir.
Gençler yalnızca seçim zamanı afiş asan ya da sosyal medya paylaşımı yapan bir kitle olarak görülmemelidir.
(Bu tespite "itiraz eden bulunmaz" ancak bunun gereğinin tam olarak yapıldığı da kolay kolay söylenemez.)
Gençlerin fikir üretimine, proje geliştirmeye ve karar süreçlerine gerçek anlamda ve kalıcı biçimde dahil edilmesi gerekir.
Bir başka önemli gerçeklik de şudur: Türkiye'de, emekliler, yoksullar, öğrenciler, çiftçiler, küçük esnaf, sanayi çalışanları, kadınlar ağırlaşan sorunlar yaşamaktadır.
Siyaset bu farklılıkları en iyi en etkili olarak; yüksek bir aidiyet duygusuna sahip üyeleriyle 'görebilir' ve halkla birlikte çözümler üretebilir...
Aidiyet ise, elbette aynı zamanda hem toplumsal görevleri belirler hem de Parti işleyişi açısıdından üyeye yükümlülükler getirir.
Öte yandan, Türkiye’nin bugün daha fazla imece ruhuna, toplumsal dayanışmaya ihtiyacı vardır.
Dayanışma kültürü yalnızca ekonomik kriz dönemlerinde değil, siyasal yaşamda da belirleyicidir.
Nihayet özcesi şudur: Partiyi, emek veren insanlar, gönüllüler, gençler, mahalle çalışanları ve yıllarca kapı kapı dolaşan örgüt emekçileri iktidara taşıyabilir...
Kitle Partisi ve
Demokrasi güçlü kurumlar kadar güçlü aidiyetler ister.
Ve Türkiye’nin uzun vadeli doğrultu tutarlılığına, toplumsal dayanışmaya ve ortak akla ihtiyacı vardır.
CHP'miz bu ihtiyacı kendi bünyesinde daha da içselleştirmek için çalışmalıdır.
Siyasete katılarak Partiyi ilkelerine bağlı devrimci özüyle yücelterek, Türkiye'mizde demokrasiyi de ekonomimizi de daha ileri, insancıl, hakça noktalara ve aşamalara taşıyacağımıza inancım tamdır.
-Dr. R.Bülend Kırmacı-




























