İkinci fıkraya gelince:
Abraham, oğlu Yasef’e hayat dersi veriyor: “Bak oğlum, bir şey alacaksan karşı tarafın teklifinin yarısından fazlasını verme. Bir şey satacaksan, değerinin iki katını iste.”
Yasef ergen yaşlarda cebinde parası bir ayakkabıcıya girer. Usta, bu ayakkabı kaça der. Ayakkabıcı da yüz lira der. Yasef, elli olmaz mı usta der. Ayakkabıcı altmış olsun deyince Yasef, otuz olma mı usta der…sonunda ayakkabıcı Yasef’e pazarlığını sevdim, iyi günümdeyim. Bu ayakkabıyı sana parasız vereceğim deyince, Yasef, usta, iki çift versen olmaz mı der. Ne mi olur pazarlığın sonu: Usta Yasef’i dükkândan kapı dışarı eder. Yasef, bir çift ayakkabıdan da olur.
Muharrem İnce, gün içinde birbiriyle çelişen ifadeler kullanıyor. Sayıları epey kabarık eski milletvekilimiz de bir çağrıda bulunmuşlar sayın İnce’ye. Diyorlar ki çağrılarında, “…Cumhuriyetimizin 100. Yılında çağdışı bir rejimin ilanını amaçlayanlara karşı oluşturulan büyük dayanışmanın bir parçası olma yönünde karar alacağına … kararın AĞIRLIĞININ ve öneminin sayın Kılıçdaroğlu ve CHP yöneticileri tarafından en iyi şekilde değerlendirileceğinden … alacağın kararla yapacağın ÖZVERİYİ …”
Çağrı metnine imza koyan eski parlamenterlerin isimlerine tek tek baktım. Samimiyetlerinden kuşku duymadığım birçok insan var. Bir de, Kılıçdaroğlu sonrasının hesabını yapanlar var. ŞEYTAN AYRINTIDA GİZLİDİR. Arkadaşlar özveriden bahsediyorlar. Hangi özveri?! “50 bin avukat yığarım YSK’nın önüne” deyip ortadan kaybolup, “adam kazandı” deyip bütün suçu Genel Merkezin üstüne yığmak mı özveri? Özveride bulunmak için hak sahibi olmak gerek. Sayın İnce, “CHP %25, ben CHP’den fazla oy aldım” diyor. %30.64 oy almış. Ben de oy vermiştim. İnce’ye değil, CHP’nin adayına oy verdim. İnce’nin hesabına göre diğer aday Ekmeleddin (% 38.44) de CHP’den fazla, hatta İnce’yi de katlayarak oy aldı. 2014 CB seçimlerinde Ekmeleddin 15 milyon 500 bin, İnce’de 4 yıl sonra, seçmen sayısı da artmışken 15 milyon 340 bin oy almıştır. Sayın İnce, “115 bin arkadaşım ön seçimle beni aday gösterdi, onları ikna edin” diyor. Sayın İnce, o arkadaşlarınızı TEK ADAY’lığınıza nasıl ikna ettiyseniz, çekilme konusunda da, ülkenin geleceğinin parlak olmadığına inanıyorsanız, size çağrıda bulunan parlamenterlerle aynı düşüncedeyseniz öyle ikna edeceksiniz.
3-4 gün önce Gazeteci Deniz Zeyrek’i izliyordum bir Tv. kanalında. Daha önce “Kemal bey İnce’yi çağırıp TBMM Başkanlığı önermeli. İnce’ye de TBMM Başkanlığı yakışır. Meclis deneyimi var” diyen Zeyrek, “Vazgeçtim önerimden. Halk sandıkta karar versin. İnce’de boyunun ölçüsünü alsın”dedi.
12 Mart’tan, 12 Eylül’den Sosyal Demokratlar ders çıkarmasını bilemedi.
“İyi Saatte Olsunlar” sayesinde gelişip serpilen “Ilımlı İslam” kisvesine bürünenlerin büyük bir kesimi Sosyal Demokratların aymazlıkları sayesinde 1994 yılından bu yana karabasan gibi üzerimize çökmüş durumdalar. Türkiye’yi Orta Çağ karanlığına sürükleme peşindeler.
1994 Yerel Seçimlerinde CHP’nin Ankara adayı seçimleri alma şansının % 0 olduğunu bildiği halde, 1989-93 arası Ankara BB bürokratlarından birisini kastederek, bizzat bana “
Belediyeyi Ş.B yöneteceğine Melih yönetsin” demişti. Bu mantık bize bütün büyük şehirleri kaybettirmişti.
Şimdi bıçak sırtındayız. Ya demokratik, özgürlükçü Türkiye olacağız ya da Taliban Rejimi hâkim olacak. Nitekim Cumhur İttifakının HÜDA PAR ve YRP anlaşmalarının kadın düşmanlığı, kırıntısı kalmakla beraber demokratik hak ve özgürlüklerin yok edilmesi konularındaki pazarlıkları kamuoyu önünde açıkça yapılmaktadır. Bu aşamada en tutarlı tavrı geliştiren, pazarlıksız sorumluluk üstlenen Emek ve Özgürlük İttifakıdır. Çünkü DAMDAN DÜŞENLER çoğunlukla oradadır. İyi saatte olsunlarca ötekileştirilmektedirler. Neyse ki bu süreci sağduyu ile sakince yöneten, Cumhuriyetin ikinci yüzyılını demokrasi ile taçlandıracağız diyen sayın Kılıçdaroğlu gereğini yapıyor ve hepimizin desteği onun arkasında. Kimse Kılıçdaroğlu sonrası CHP Yönetimi hesabı yapmasın. Kimse “deliye geçit yoklatmasın.”
Sayın İnce’nin yanında politika yapan, yakından tanıdığım bazı sağ duyulu arkadaşlara da sesleniyorum. Birileri “Yürü, haklısın, arkandayım” deyip; gelecek hesaplarını yapmaktadır. Mahkeme Kadıya mülk değildir. Bir kere aday olunca da o adaylık kimsenin müktesebi sayılmaz. Lütfen devreye girin. Kaybedersek, torunlarımıza hesap veremeyiz.




























