Lozan: Hukuki Egemenliğin ve Millî Devletin Temeli
24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması, yalnızca diplomatik bir başarı değil, emperyalizme karşı kazanılmış millî irade zaferinin hukuk düzleminde ki var oluşudur.
Bu antlaşmayla birlikte Türk milleti, Mondros ve Sevr dayatmalarıyla parçalanmak istenen Anadolu topraklarında, bağımsız bir devlet kurma hakkını uluslararası alanda tescil ettirmiştir.
Lozan’ın arkasındaki siyasal ve felsefi irade, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk milleti” tanımında vücut bulur.
Bu tanım, bir ırkı veya etnik grubu değil; binlerce yıllık ortak tarih, kültür ve kader birliğini temel alır. “Ne mutlu Türküm diyene” sözü, bu birlikteliğin yüksek sesle ilanıdır.
Sevr: Unutulmayan Hesap ve Geri Dönen Tehdit
Lozan, Batı’nın dayattığı Sevr Antlaşması'nı geçersiz kılmış ve Türk milletinin egemenliğini uluslararası düzeyde kabul ettirmiştir.
Ancak Sevr, Batı’nın siyasal politikalarında hiçbir zaman tümüyle kapanmış bir dosya olmamıştır.
Cumhuriyet’in 100. yılını geride bırakmışken, Sevr’deki temel dayatmaların farklı söylemlerle yeniden gündeme taşındığı aşikardır. Ana dilde eğitim, etnik temelli özerklik, çoklu vatandaşlık, Anayasa’dan “Türk” adının çıkarılması gibi öneriler, bu tasfiye planının güncellenmiş araçlarıdır.
Ve ne yazık ki bu söylemler yalnızca dış kaynaklı değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal sistemi içinde bu yıkıcı ajandaları meşrulaştırmaya çalışan yapılar, büyük bir aymazlıkla Türk Milletinin temsil yeri TBMM’den Sevr’e açıkça destek vermektedirler.
Büyük Ortadoğu Projesi
ve Yakın Coğrafyada
Oynanan Oyun
Irak Savaşı (2003), Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) uygulamadaki ilk büyük adımıdır.
• ABD’nin Irak’ı işgal etmesi ve Saddam rejimini devirmesi,
• Irak’ta etnik ve mezhepsel temelde parçalanmış bir yapı oluşturulması (özellikle Kürt bölgesinin fiilî özerkliği),
• Bu işgalin ardından bölgede Suriye, Lübnan, Libya, Mısır gibi ülkelere yönelik müdahaleler hepimizin gözleri önünde yaşanmıştır, halende yaşanmaktadır.
Büyük Ortadoğu Projesi, 1990’lardan itibaren geliştirilen, 11 Eylül 2002 saldırısı sonrası doktrinleşen ve 2003 Irak Savaşı ile uygulamaya geçen emperyal bir dönüşüm programıdır.”
Bu projede:
• Demokrasi, insan hakları ve kalkınma gibi evrensel değerler söylem düzeyinde kullanılmış,
• Ancak gerçek hedef, Ortadoğu’daki ulus-devlet yapılarının etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden zayıflatılması,
• ABD ve müttefiklerinin çıkarlarına uygun yeni, denetlenebilir mikro-devletçikler yaratılmasıdır.
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), fiilen Irak’ın işgaliyle başlatılmış;; Arap Baharı adı altında bölge ülkeleri iç çatışmalara sürüklenmiş, Suriye’nin parçalanmasıyla dünyanın gözleri önünde İsrail Filistin’den sonra Suriye topraklarının büyük bölümüne de el koymuştur.
Aynı süreçte, Rusya Ukrayna savaşı Rusya’yı yormuş, Orta Doğu’da yaşananlara karşı Rusya’nın beklenenin tersine, daha geride durmasına sebep olmuştur.
Ukrayna’nın kukla devlet başkanının aynı güç odakları tarafından seçtirilmiş, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı kışkırtılmış olduğunu görmemek, iyi niyete sığmaz…
Bugün gelinen noktada Büyük Ortadoğu Projesinin öngörüldüğü şekilde uygulandığı ve sıranın Türkiye’ye geldiği inkâr edilemez bir gerçektir.
Bu süreçte hedef, Türkiye’yi çok kimlikli, çok hukuklu, parçalı ve yönlendirilebilir bir yapıya dönüştürmek, böylece Lozan’la tesis edilmiş üniter, laik ve ulusal egemenliğe dayalı devlet modelini tasfiye etmektir.
Anayasanın Direniş Noktaları: 42. ve 66. Maddeler
Bugünkü Anayasa’nın 42. ve 66. maddeleri, Cumhuriyet’in kurucu felsefesinin son hukukî kaleleridir:
- Madde 42: “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dili olarak okutulamaz ve öğretilemez.”
- Madde 66: “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”
Bu maddeler yalnızca birer hüküm değil, Türkiye’nin millî birliğini, eğitim bütünlüğünü ve siyasal vatandaşlık anlayışını koruyan temel dayanaklardır. Ancak bu maddelerin kaldırılması ya da etkisizleştirilmesi yönündeki sessiz ve stratejik girişimler, anayasal rejimin kademeli tasfiyesini hedeflemektedir.
Siyasal Aşınma ve Sorumlular
Anayasal tahribat yalnızca teoriyle sınırlı değildir. Parlamenter sistemin işlevsizleştirildiği, yargı bağımsızlığının örselendiği ve yasama organının sembolleştirildiği bir düzende, egemenlik ilkesi yerini tek merkezli yönetime bırakmıştır.
Bu dönüşüm, bazı siyasi aktörlerin iktidarlarını sürdürme uğruna anayasal ilkelerden ve kurucu değerlerden ödün vermesiyle derinleşmiştir. Özellikle AKP, MHP ve DEM, farklı gerekçelerle olsa da Türk milletinin anayasal tanımını tartışmaya açan ve Lozan’ın ruhuna ters düşen değişikliklerin taşıyıcısı hâline gelmişlerdir.
Bu Süreçte Cumhuriyet Halk Partisi’ne Düşen Görev
Bu çok katmanlı saldırı karşısında, Cumhuriyet Halk Partisi’ne tarihî bir görev düşmektedir.
CHP, yalnızca bir siyasi yapı değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesinin teminatıdır.
CHP, Lozan’a, Cumhuriyet’in temel ilkelerine ve millî egemenliğe sahip çıkarak; bu emperyal projelere ve içerideki uzantılarına karşı halkı bilinçlendirmek ve anayasal düzeni savunmakla yükümlüdür.
Bu görev, yalnızca geçmişten gelen tarihsel mirasın değil, bugünün siyasal varoluş mücadelesinin bir gereğidir.
CHP yerel yönetimlerde ve genelde, partiyi temsil eden başta milletvekilleri ve parti yöneticileri olmak kaydıyla, özel yaşamlarıyla halka örnek olan, geçmişi temiz, yaşadığı bölgede sözü sayılır, güvenilir ve sevilen insanlardan oluşan kadroları ile her zamankinden daha çok çalışmak zorundadır.
Doğru seçilmiş milletvekilleri, Belediye Başkanları, Belediye meclis üyeleri’ il, ilçe yöneticilerinin sahada karşılığı, vatansever milyonlarca insanın koşulsuz desteği olacaktır.
Bu gün büyük özveri ile ülkenin her köşesinden, her sorunundan, içten mücadele azmi ile sesini duyuran Özgür Özel’e ve CHP’ye verilen destek bunun açık kanıtıdır.
Sonuç: Türk Milleti Bu Oyunu Bozacaktır
Tarih boyunca nice badireleri birlik ruhuyla atlatan bu millet, bugün de aynı kararlılıkla vatanına ve devletine sahip çıkacaktır. Türk milleti, geçmişte olduğu gibi bugün de bu emperyal oyunu bozacak iradeye, bilince ve güce sahiptir.
Lozan’ın 102. yılı, sadece bir yıldönümü değil, Türk milletinin egemenlik hakkına, kurucu iradesine ve tarihsel hafızasına sahip çıktığı kutlu bir dönüm noktasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti teslim alınamaz.
Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
Ne mutlu Türküm diyene.
Buket MÜFTÜOĞLU
32.Dönem CHP Parti Meclisi Üyesi ve Halkla İlişkiler MYK Yardımcısı,
Kemalist Aydınlanma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ( Halkla İlişkiler ve Basın Sözcüsü )





























