Telefon
WhatsApp

LOZAN / SEVR
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Lozan Anlaşmasının 100. yılını 24 Temmuz günü idrak ettik.

Geride bırkatığımız yılların "popüler" siyasal ikliminde kimileri Lozan'a da, Möntrö'ye de dudak bükmüşler, daha da ileri giderek Lozan'ı gizli ajanda içeren kaybedilmiş bir dava olarak nitelemişlerdir.

Bu boş kafalarla tarih değil ruh bilimi uğraşmalıdır. Biz sadece Balkan Savaşı hatta Kırım sürecinde başlayan ricatı durduran, Hatay'ın Misakı Milli'ye katılımının önünü açan, iktisadi haklarımızdan siyasal hükümranlığına, eşit yurttaşlık temelinde anayasal devlet ihdasından uluslararasında saygınlığa gerçek bir utku olan Lozan'ı irdeleyelim... 

Şunu da ekleyelim, Lozan'dan yıllar sonra adına "toprak kazanımı" dersek tek olgu Kıbrıs harekatıdır. O harekatı da CHP'nin Genel Başkanı Bülent Ecevit'in Başbakan olduğu hükümet gerçekleştirmiştir. "Kıbrıs'ın tamamını neden almadık?" diyen bir mecaperestlik elbette Lozan'da, "Musul ve Kerkük zorla da olsa bizde kalmalıydı" der. On iki adanın Lozan'dan yıllarca önce elimizden çıktığını bilmeyen bu cehalet, Lozan'ı aklınca istiskal etmek için elinden yapar.

Dediğim gibi tüm bunlar zevzekliktir. Tarih bilmezlik, ulus sevmezliktir. Türkiye'yi emperyalist gözlüklerden okumaktır. "Tercüme bilimdir". Levantenliktir, burjuva dilidir. 

Onları kendi hallerine bırakalım. Lozan'ı analiz edelim... 

Emperyalizme karşı tarihin ilk büyük zaferini elde eden Ulusumuzun göğsündeki şeref madalyasıdır Lozan!

“Fetih” kaldıracının kapitülasyon sarmalını hazırladığı, çağcıl gelişmelere yüz çevirmiş Osmanlı İmparatorluğu, Sevr Andlaşması ile (19 Ağustos 1920) tükenişini ilan ediyordu.

Buna karşılık, öncü kadrosunun dağarcığında –geciktirilmiş- “aydınlanma” bilincinin de taşındığı Kuvay-ı Milliye hareketi, “güçle, hakedişle ve eylemli” olarak bir ulusun bağımsızlığını Lozan’da (24 Temmuz 1923) belgeliyordu.

Sevr, bir tükenişin senedidir.

Lozan ise, Sevr’e giden sürecin tarihsel izlekteki yeni bir aşaması olmaktan öte, “biçilmiş” tarihi aşan bir devrimsel gelişmenin adı ve andıdır.

Bu iki olgu aynı toplumu ilgilendirse de birbirine taban tabana zıttır; tamamen asimetriktir.

Bu gerçeğe karşın şimdilerde Lozan ile Sevr karşılaştırılmaya, dahası yer yer Sevr’in “erdemlerinden” dem vurulmaya kalkışılıyor…

Sevr; kaygılı tebaanın kör itaatine dayalı bir monarşinin erki/gücü, birden çok hukuk-ticaret-siyasal katılım kurallarıyla üleştirmesi ve bu düzenin denetimini tümüyle yabancıya ihale etmesinin sonu(cu)dur.

Çivisi çıkmış bir ülkenin boğazlarına kadar Galata bankerlerine duçar oluşunun tablosudur.

Oysa,  Lozan sürecinden Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yol: ulusal varlık bilincine dayalı, eşitliği özgürlüğün, özgürlüğü de ‘bütünlüğün’ temeli sayan ve tüm kurallarıyla halk egemenliğinin önünü açan bir çağdaş yapılanmanın yoludur.

Kuruluş böyledir… Ancak,  Kurtuluş Savaşımız öncesinde de Anadolu’da (Doğu’da Ermeni, Batı’da Rum, diş artığında da Türk devleti) düşleyenler  “yüzlerce yıllık kapanmamış hesapları”nı dayatmaya yeminlidirler.

Belli ki o hesabın boşa çıkmışlığı halen bazılarını incitiyor..

Öylesi gerektiğinde: Musul konusunda olduğu gibi; “ne anlar o Kürtler plebisitten” diyenler, Batı Trakya’nın yaşam gerçeğinin halkoylamasına sunulmasından- belki de Hatay’ınkine benzer bir sonucun- falcılığını yaparak kaçınanlardır.

Şimdilerde ırk, din, dil olgularını manipüle ederek, Türkiye’mizi emperyalizmin sömürü alanında tutsaklamak iştahı iyice kabarıyor…

Eğitim birliğinin zayıflatıldığı, teknoloji ile modernizmi ayrıştırmış anlayışın dal budak saldığı, “az gelişmiş” yörelerimizde ekonomik sorunlar üzerinden siyasi rantlar yaratıldığı bir dönemde “Lozan ölüyor, Sevr hortluyor mu?” denilebilir...

Ancak ben iyimserim, dağarcığında ulusal-varlık bilinci bulunduğuna inandığım halkımızın bu tür gelişmelere direneceğine inanıyorum.

Emperyalizme karşı ilk uyanan bu Ulus, günümüzün yeni-emperyal açılımlarına karşı da en son uyuyacak olandır.

Lösev2
Paylaş
Arşiv R. bülend kırmacı Arşivi Tümü
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği