Telefon
WhatsApp

KURUCU MECLİSTE BİLE EGEMENLİK HALK ADINA HALKIN TEMSİLCİLERİNİN ELİNDEYDİ
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri arasında kimler yok ki? Askerinden din adamına, toprak ağasından şeyhine, halk egemenliği isteyenden, ‘zat-ı şahanenin ekmeğiyle büyüdüm’ diyene…

 

Liderlik odur ki, bütün grupları tek amaçta birleştirsin.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk genel kurul kararı, “meclisin seçilmiş ve seçilecek mebuslarla İstanbul’dan gelen mebuslardan kurulduğu ve hepsinin aynı sıfat ve yetkilere sahip olduğu” şeklindedir. Meclis 1. Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk , 2. Başkanı da Osmanlı Meclisi Mebusan’ı kapatılmadan önce, Anadolu’dan gelen mebusların grup kurmalarına sıcak bakmayan Meclisi Mebusan Başkanı Celalettin Arif Bey’dir. Mustafa Kemal Atatürk, ötekileştirmemiştir kimseyi, hiçbir grubu. Kimilerinin Tek Adam Yönetimi dedikleri Meclis Hükümeti (yasama ve yürütme yetkisi meclistedir), her adımında halkın temsilcilerinin ortak kararını gözetir.

 

Mustafa Kemal Atatürk, meclisin kuruluşundan itibaren halkçılık anlayışının kurulacak sistemin yönetim biçimi olmasını hedeflemiştir. 1920’nin Nisan ve Temmuz’unda kabul ettirdiği iki önerge bu düşüncesinin ürünüdür. Halk iradesini öne çıkardığı “Büyük Millet Meclisi’nin üstünde kuvvet yoktur” önergesinden sonra, 12 Temmuz’da Mustafa Kemal Atatürk şöyle diyordu:

 

Zannederim, bugünkü mevcudiyetimizin asıl mahiyeti, milletin umumi temayülünü ispat etmiştir. O da halkçılıktır ve halk hükümetidir. Hükümetin, halkın eline geçmesidir. Halkçılık ilkesi, 1921 Anayasasının esasıdır.

 

Mustafa Kemal Atatürk, halkçılık ilkesini savunurken der ki; “Bizim hükümetimiz halk hükümetidir. Halkçılık, sosyal düzenini çalışmaya dayandırmak isteyen bir sosyal meslektir. Bunun için bizler, bizi yok etmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı milletçe mücadeleyi gerekli gören bir doktrini izleyen insanlarız”.

 

1 Nisan 1923 tarihinde seçimlerin yenilenmesi kararı alan TBMM, seçimler sonrası kurulacak Cumhuriyet Halk Fırkası programı olarak 9 ilke belirlemiştir:

 

1-Egemenlik ulusundur. 2-TBMM dışında hiçbir makam ulusal yazgıya egemen olamaz. 3- Bütün yasalarda, örgütlerde, yönetimde, eğitimde ulusal egemenlik için davranılır. 4- Saltanatın kaldırılması kararı değiştirilemez. 5- Mahkemeler, yasalar düzeltilecektir. 6- Aşar Vergisi kaldırılacaktır. 7- Öğretim birleştirilecektir. 8- Askerlik süresi azaltılacaktır. 9- Mali/yönetsel, ekonomik bağımsızlık kesin koşuldur.

 

Yukarıda yazdıklarım, yeni bir devleti yoktan var ederken gücünü halktan, halkın temsilcilerinin bulunduğu meclisten alan, savaşın en zor anlarında dahi kullanacakları yetkilerin kaynağını meclise dayandıran Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki kadronun yaptıklarıdır. Popülizme heves etmemişlerdir. Heves edenler de ayıklanmışlardır. (Aynı tarihlerde İtalya’da Musollini önderliğindeki İtalyan Faşizmi ve sonrasında Hitler öncülüğündeki Almanya’daki Nasyonal Sosyalizm popülist hareketlerdir. Yakın tarihlerde Ekvador, Bolivya, Rusya, Macaristan, Polonya gibi popülist liderlerin olduğu ülkelerde yargının gücü azaltılmış, yürütmedeki ‘tek adamların’ güçleri artırılmış ve bu ülkelerde yargı organları partili kadrolarla doldurulmuştur. Popülistler her sıkıştıklarında da yeni anayasa taleplerini dile getirirler. Böylece, seçimleri kaybetseler de yönetimlerini sürdürme projelerinden vaz geçmezler). Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kararlar alırken onay aldıkları tek organ, halkın temsilcilerinin bulunduğu TBMM’dir.

 

Yaklaşık yüz yıl sonra, dünyanın büyük bölümünde halkın doğrudan yönetime katılması, doğrudan demokrasi tartışılırken, ülkemizde ne yazık ki yetkilerini tek adama devretmiş sembolik bir meclis mevcuttur. Yasalara uymak yerine, yasaların adama göre düzenlenmesi dönemini yaşıyoruz. O kadar ucube bir rejim ki, hani devekuşunu tarif et dediklerinde ne deve ne de kuş diyebiliyoruz. Ama adı devekuşudur. Bizim sistemimiz de ne başkanlık ne yarı başkanlık ne parlamenter sisteme benziyor. Yüz yıl sonra, tarifi imkânsız bir yönetim sistemi uygulanıyor ülkemizde. Otoriter yönetimlerin taşıdığı bütün şartları da taşıyoruz.

 

Şimdilerde eski adı 6’lı Masa, yeni adı, Millet İttifakı olan oluşum 26 Ocak 2023 tarihinde toplanıp bildiri yayınladı. Bildiride “…somut hedef, politika ve projeleri 9 ana başlık ve 75 alt başlıkta topladık.30 Ocak tarihinde üzerinde anlaştığımız Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ni açıklayacağız” denmektedir.

 

Açlık-yokluk-yoksulluk ve her anlamda gelecek korkusuyla yaşayan halkın büyük çoğunluğunun merakını çekmeyecek söylenecek şeyler. Dokunmak gerek anlayacakları dilden anlatmak gerek sorunları ve çözüm önerilerini. YETER, SÖZ MİLLETİN sloganı heyecan yaratmıyor halkta. Örneğin 1989 Yerel Seçimleri öncesi Özal’ın ANAP ‘ı döneminde SHP’nin BEŞ YIL DAHA BİR LİMON GİBİ SIKILMAYA GÜCÜNÜZ VAR MI? Benzeri sloganlarımız çok ve iş görür. İthal slogana gerek yok düşüncesindeyim. Hangi önlemlerle 22 yıllık AKP iktidarının molozları temizlenecek, demokratik ortam sağlanacak. Her şeyden önce sandık güvenliğini nasıl, hangi kadrolarla alacak Millet İttifakı?

 

Fathali M. Moghaddam, Diktatörlüğün Psikolojisi adlı kitabında Demokrasinin Asgari Koşulları için der ki: Bir hükümetin demokratik olup olmadığını değerlendirmek ve bir sonuca bağlamak için dört kriter öneriyorum.

 

Şehir Meydanı Testi, İktidarı Seçim Sandığında Göndermek, Azınlık Hakları Testi ve son olarak Bağımsız Yargı Testi.

 

Şehir Meydanı Testi birinci koşuldur. Bir yurttaş yaşadığı şehrin meydanına çıkıp, tutuklanma, hapse atılma ve fiziksel şiddete uğrama korkusu olmadan özgürce konuşabil mi?

 

İktidarı Seçim Sandığında Göndermek ikinci koşul. Acaba yurttaşlar, politik rakiplerin yarıştıkları hür, adil ve düzenli olarak yinelenen seçimlerde iktidardaki güçlü liderlerin aleyhine oy kullanabiliyorlar ve iktidarı bu şekilde değiştirebiliyorlar mı?

 

Azınlık Hakları Testi üçüncü koşuldur. Toplum şehir meydanı testinden geçmiş olabilir, ayrıca yurttaşlar düzenli aralıklarla ve adilce yapılan seçimlerde sandıkta iktidarı değiştirebilir. Ancak toplumun çoğunluğu azınlıklara karşı ayrımcı politikaları destekler yönde oy vermiş olabilir. Çoğunluğun sözünün geçtiği böyle bir toplum demokratik olarak nitelenebilir mi? Böyle bir toplum azınlık hakları testinden kalır.

 

Demokrasinin üçüncü olmazsa olmazı azınlık haklarının korunmasıdır.

 

Şehir Meydanı Testi, İktidarı Seçim Sandığında Değiştirme Testi ve Azınlık Hakları Testi ancak Bağımsız Yargının varlığında tam anlamıyla uygulanabilir. (Diktatörlüğün Psikolojisi, sf. 28)

 

Millet İttifakı’nın atanacak kadrolar listeleriyle zaman geçirmek yerine, deyim yerinde ise mıntıka temizliği yapması gerekir. Mıntıka temizliği de sadece Millet İttifakı mensuplarıyla olacak iş değildir. Bütün muhalefet bir arada olmazsa mıntıka temizliği olacak iş değildir.

Lösev2
Paylaş
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği