Telefon
WhatsApp

KASKETLİLER
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Öte yanda, bir başka alanda, siyaset alanında; Ahmet Suat Hocanın “yıldızlarının” yükseldiği aynı yıllarda, yani 70’leri 80’lere bağlayan o yıllarda, “kasketiyle” simgeleşmiş Bülent Ecevit ise, “ne ezen ne ezilen insanca hakça bir düzen” umuduna karşılık gelen çok az düşüncesini hayata geçirebildi…

 

Buna karşılık bence, Ecevit’in öncülüğünde o dönemin toplumunun eşitlikten, adaletten, hakkaniyetten yana geliştirdiği “sosyal iklim” Trabzonspor’un futboldaki 2. Devrimi başarmasına katkı sağladı…

 

Ecevit ve Özyazıcı kuşkusuz hayata birebir aynı pencereden bakmıyorlardı ancak onları ortak kılan kurulu düzene karşı mücadele etmeleriydi

 

Tıpkı “Büyük Sermayenin”, sermayenin KOBİ’lerle Anadolu’ya yayılması konusundaki teşviklere mesafeli olması gibi, “futbolun beyleri ve egemenleri de” İstanbul kulüplerinin dışında bir Anadolu takımının lig şampiyonluğuna en hafif deyimiyle “yadırgayarak” yaklaşmışlardır…

(not: Ecevit döneminde, Anadolu’ya da kazandırılmak istenilen küçük ve orta ölçekli yatırımların, bugün ‘muhafazakar sermaye’ denilen ve iktidarın desteğine mazhar olan yapılanmalarla benzerliği yoktur!)

 

Devam edelim

 

Kurulu Düzen, kulüpleri, antrenörleri, basın mensupları ve “aracıları” ile İstanbul üzerine odaklanmış, İstanbul’un “üç büyükleri” ise başarıyı yabancı hoca ve futbolcu transferine “bağlayarak” alt yapı ve özkaynaklara önem vermemişlerdi.

(Bu durum ancak Hamdi Serpil Tüzün ve Beşiktaş’ın alt yapıya önem vermeye başladığı

3. Devrim sürecine kadar böyle devam etti).

Şampiyonluk kupasının İstanbul dışına çıkması değil, İstanbul dışından Milli Takıma oyuncu çağrılmasının bile dudak bükülerek karşılandığı yıllardı!

 

Ancak aynı zamanda sendikaların, demokratik örgütlenmenin de geliştiği, özellikle emekçilerin sahaya inmeye başladığı yıllardı

Gerçekten Ahmet Suat Hoca arkasına Karadeniz’i hatta Anadolu’nun desteğini alarak çıktığı yolda başarıya ulaştı: (60’lı yıllarda Eskişehirspor’un göçmen Türklerle kaydettiği disipline dayalı futbolla başlayan 1.Devrim sürecinin sonrasında) futbolda 2. Devrimi yaparak, kupayı Trabzon’a taşıdılar,

futbolu da (Orhan Şeref Apak’ların, Hasan Polat’ların ruhlarını şad ederek) Anadolu’ya daha çok açtılar!

Önceki üç devrim süreci 90’lı yıllarda Gençlerbirliği ve Altınordu öncülüğünde ‘bilimsel alt yapı ve okulla-sporun bütünsel bağı anlamında’ yükselen 4. Devrim sürecine de büyük ilham verdi…

(Bu dört devrim de endüstriyel futbolla ilgili değil, sosyal anlamda ön yargıların kırılması ve alt yapıya önem verilmesi anlamında devrimlerdir)

 

Futboldaki devrimci sonuçlar, iş siyasete gelince, evrimsel bir sürece yayılmıştır

 

Nitekim, 70’lerden 80’lerin başına giden yıllarda Bülent Ecevit’intoprak işleyenin su kullananın” deyişiyle kalkınmayı Cumhuriyet’in ilk yıllarında olduğu gibi köyden başlatmak ve bunun için kooperatiflere önem verilmesi anlayışına, “aracılı düzen”, “komisyoncu düzen” karşı çıkmış / set çekmiş; yetmemiş;

ulusal sanayileşmeden “ulusalcı sanayiye” kapıyı açacak planlı kalkınma yaklaşımı da kimi egemen ve komprador çevrelerce kısmen akamete uğratılmıştır.

 

Ecevit’li CHP’li yıllarda, -savunma sanayindeki ilk gelişmelerin dışında- dışa bağımlı ve devletten destek alarak yaşamaya odaklı büyük sermaye,  nam-ı diğer: “acentacı” ve “avantacı” sermaye, tüm gücüyle; ambargolarla, stokçulukla, gazete ilanlarıyla, hakça bir düzenin önünü kesmede başarılı olmuştur.

 

Peki neden? İki “kasketli” “iki öykü” sonuçları itibariyle analiz edildiğinde görülen şudur:

 

Kasketlilerden biri görece daha mert bir alanda, sahada mücadele ederek, “kalıpları kırarak” başarmış, eninde sonunda Bizans’ı yıkmış!, tarihe geçmiştir…

 

“Diğer kasketli” ise, emperyalizmin kirli ve kanlı pusuları tezgahladığı, her türlü ihanet ateşinin söz konusu olduğu siyaset alanında, belki istediği düzeyde başarılı olamamış, fakat kuşkusuz adını tarihe yazdırmıştır.

 

Eğer bu ikinci kasketli siyaseten “yenildiyse” bile (ki, bence yenilmedi) gelecekte “yenilgi yenilgi büyüyen zaferlerin” temelinde harcı olacak ve yeni bir düşünce akımı (‘demokratik sol’) getiren, kitapla konuşan dürüst bir devlet adamlığı örneği arandığında daima hatırlanacaktır…

 

Kasket konuşuyor!

 

Bizdeki “Kasket”, (ister denizci ister kırsal formda olsun) üretimi, emeği, inanmışlığı, adanmışlığı, asırlarca hor görülmüş köylüler adına itirazı, şehirlerde sömürülen emek adına isyanı, “topraktan bilmeyi”, o arada, kültür ve sanata da saygıyı simgeler.

 

“Kasket” tevazudur. Tevekküldür. Diğergamlıktır (fedakarlıktır). Kasket, özveridir, paylaşma ve dayanışmanın simgesidir. Kasket, darda kalana güven vermektir.

Bugünün Kasketi, dünün Kuvayı Milliyecilerinin kalpağı, tarihteki gibi gereğinde vatana adanmaya hazır hayatların simgesidir…

 

Kasketliler, kimi konularda farklı düşünseler de, bu toplumun ortalama değerlerini taşıyan ve yaşayan, mütevazi, inançlı ancak inancını dayatmayan, “yetmiş iki millete bir gözle bakan”, Yunus’un, Mevlana’nın, Hacı Bektaş’ın insancıl öğretisini özümsemiş, vatanına, bayrağına sevdalı, Büyük Atatürk’e saygılı, Ulusun üzüntüsüyle üzülen, sevinciyle sevinen, hakça bir düzen dileyen ve bulunduğu her konumda insanlara hakça davranan, mesleklerine ve davalarına adanmış, buna karşılık ayrıcalık beklemeyen, halktan biri olan, halk gibi yaşamaktan mutlu olan, bu toprağın insanlarıdırlar; Trabzon’da Ahmet Suat Özyazıcı’dır, Özkan Sümer’dir, Türkiye’de Bülent Ecevit’tir…

Kasketliler, üreten, emek veren, gereğinde dünyaya kafa tutan ve ama her zaman insanlık için de güzel, adil ve insancıl bir yaşam dileyenlerdir...

 

Güle güle Ahmet Suat Hoca! Saygıyla, rahmetle…

 

 

 

 

 

 

 

Lösev2
Paylaş
Arşiv R. bülend kırmacı Arşivi Tümü
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği