Telefon
WhatsApp

İNSANIMIZI EZEN: BU DÜZEN!
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Tiksindirici bir servet yığınağı ile infial uyandıran bir yoksulluk denizinde yaşıyoruz.

Gerçekte zengin-fakir, köylü-kentli, Doğulu-Batılı, sunni-alevi hep birlikte boğuluyoruz.

 

Peki bizi bu hallere ne getirdi?

 

Eğitim yapımız mı? Baskıcı kamu yönetimi mi? Yüzyılların aydınlanma açığı mı? Birey ve toplum olarak ekonomik bağımsızlığımızın olmayışı mı?

 

Belki hepsi birden!

 

“Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar” diyen o ünlü denklemde teraziye koyarsak: Bizler mi gerçeklerden kopuğuz, bizi yönetenler mi insaftan yoksun?

 

Hiç fark etmez!

 

Nihayet;

 

“Toplumlar layık olduğu şekilde yönetilir” tezini halkıma ve Ulusuma yakıştıramam.

 

Çünkü bu fedakar halk, bu kahraman Ulus, canıyla, kanıyla, alın-teri ile üstüne düşen ne varsa fazlasıyla yapmıştır.

 

İlerleme çizgimizde meydana gelen ve siyasetin merkezini boşaltarak marjinali egemen kılan bu düzene giden tuzaklı yolda üç taş geldi ayağımıza değdi; bizi biz olmaktan çıkardı:

 

  1. Köy Enstitülerinin kapatılması
  2. Toprak reformunun akamete uğratılması
  3. İnancımızı Türkçe özümsemenin önüne engeller konulması

 

Sizler bu listeyi uzatabilirsiniz.

 

Bugün yoksulluk, yolsuzluk ve yozlaşmanın geldiği boyutlar ortada.

 

Geçenlerde genç bir hanım yazardan okuduğum makalede özce şöyle diyordu:

 

Acaba gerçekten yaşadıklarımızı hak ediyor muyuz?”

 

Bence sonuna kadar hayır! Ancak böyle bir sorguyu öz-eleştiri basamağında kullanmalıyız.

 

Ayağımızı kanatan taşların oluşturduğu derin yaraları sarmak ve bozulan ekonomi ile erozyona uğrayan toplumsal moral değerleri tekrar yüceltmek için, durmadan çalışmalıyız.

 

Ben bu yazımın ana fikrini yıllar önce çok daha somut ve yetkin ifade eden Uğur Mumcu’ya bırakıyorum yerimi, O, çok daha çarpıcı anlatıyor… Günümüzde sağda olsun, solda olsun toplumsal değerlerden ve gerçeklerden vareste olarak siyaset yapan kimi tipleri ve bu düzeni:

 

“Adam namussuzdur. 

    Elindeki her olanağı kullanarak devleti soyar, kendisini ve yakınlarını zengin eder. Sonra da gözünüzün içine baka baka konuşur:

  - Manevi değerlere bağlıyız ...

    Adam ahlaksızdır. 

    Her gün ayak üstünde bin yalan söyler. Dün övdüklerine bugün söver, dün ana avrat sövgüler yağdırdığı insanlara, salya sümük övgüler dizer... 

    Sonra başlar aynı sözü gevelemeye:

  - Manevi değerlere bağlıyız ...

    "Neyine bağlısın ki?..." diye soramazsınız. 

    Çünkü bu işlerin ölçüsü tartısı kalmamıştır.

"Ar damarı" denen namus ve ahlak sigortası var ya, o çatlamıştır. Ne söylesen boş! 

    Farkında mısınız bu gidiş, toplumun bütün değer yargılarını çürütmüştür…

Nice cambaz, ip üzerinde yeni hünerlerini gösteriyor, bizler de hep birlikte, ara sıra da "yaşa, var’ol" diye bağırarak çağırarak izliyoruz olup bitenleri…

    Toplum bütün kurumlarıyla çökmüş, çökertilmiştir. Günlük yaşamımızdan politika sahnelerine kadar elimizin değdiği, gözümüzün iliştiği her yerde yeni çürümüşlükler, yeni yozlaşmalar art arda birbirini izlemektedir.

    Enflasyonlu-devalüasyonlu bu düzen, bankalarla bankerlerin boğuştuğu, bir kilo soğanın yüz liraya çıktığı, ekmeğin pasta fiyatına satıldığı bu düzen, insanı insan yapan bütün erdemleri, bütün değerleri, iyi, güzel, doğru gibi bütün kavramları da beraberinde çekip götürüyor.

    Burnunuzun ucuna gelen bu koku, bu yıkıntının, 

    Bu çürümüşlüğün kokusudur”- Uğur Mumcu

 

Şurada bir kez daha birleşiyoruz, bu düzen değişmeli, insancıl sol bir düzende, hızla kalkınan, etkince üreten, hakça bölüşen, özgürce söz söyleyen bir Türkiye ulusal birlik içinde inşa edilmelidir.

 

Bu noktada ve bu anlamda kimse halkı suçlayamaz… Aydının ve öncünün birincil görevi ilkeli, erdemli, dürüst bir yapıyla, doğruları söylemek, hakkı ve halkı savunmaktır

 

 

Lösev2
Paylaş
Arşiv R. bülend kırmacı Arşivi Tümü
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği