HOCA CAMİDE, ÖĞRETMEN OKULDA GEREK!
Bugün artık olmayan, Ak Parti’nin ‘’keyfi yönetim’’ anlayışıyla yok ettiği bir kuruluş: Devlet Planlama Teşkilatı (DPT).
1978’de Mülkiye’den mezun oldum, sınavlarını kazanıp DPT’ye uzman yardımcısı oldum. Sosyal Planlama’da emek-çalışma alanında olmak muradındaydım. Öyle de başladım.
Kısa bir süre sonra Milliyetçi Cephe (MC) hükümeti kuruldu.
Uzman, uzman yardımcısı hepimizin görev alanı bir gecede değişti; artık hiçbirimiz atandığımız alanda uzman değildik.
Yani leb demeden leblebiyi anlamamız istenmiyor, Hükümet’in tek buyurgan olduğu yeni bir sayfa açılıyordu.
Ben ‘’mesleki ve hizmet içi eğitim’’ sektörüne atanmıştım.
Eğitimi anlamak, öğrenmek için deliler gibi, gece gündüz çalıştım. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’ndeki tüm eğitim programını ve materyallerini yuttuğum, altı ay süren, yoğun bir eğitim dönemi yaşadım.
Öğrendiğim en önemli gerçek şuydu: Bugün ilköğretim eğitim programında bir taşı kaldırırsınız, o taş sizi 10-15 yıl sonra işgücü piyasasında bulur, vurur.
O zaman aklım bu kadarına yetiyormuş.
Şimdi bir başka gerçeği daha biliyorum: İlköğretim ve okul öncesi eğitim-öğretim programının içeriği toplumsal yaşamımız boyunca bizi takip eder; yetişkinliğimiz boyunca düşünme ve karar alma saiklerimizi, tepkilerimizin nereye oturduğunu, ne olup olamayacağını tayin eder.
Bu gerçeği elbette sadece ben bilmiyorum, mesela Tayyip Erdoğan da biliyor.
Yoksa, ‘’dindar ve kindar nesil yetiştirmek’’ üzere eğitimle bu kadar oynar, öncelikle de Cumhuriyet’in kurduğu laik ve bilimsel eğitimin ayarlarını her gün bir başka tarafıyla oynayarak bozar mıydı?
Eğitim yoluyla gerçekleşecek bir toplumsal değişim ağır usul ilerler, eğitime eklediğiniz her taşın toplumda yaratacağı etki de 10-15 yıldan önce gözle görünür bir toplumsal hale dönüşmez.
Yani eğitimde yapacağınız değişiklikle bugünden yarına dindar ve kindar nesil üretemezsiniz.
Bir yarın var tabii; ama en erken 10-15 yıl sonraki bir yarın.
Ama Erdoğan’ın acelesi var: Çünkü O da biliyor, insanın ve siyasi iktidarların ömrü bozmaya yeter ama bir toplumu kökten değiştirmeye yetecek kadar uzun değildir.
ÇEDES, Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Saygılıyım, işte bu acelenin yolumuza düşürdüğü iri bir taş.
Ak Parti ve Erdoğan’da cisimleşen eğitim yoluyla değişimin önemli taşları şunlardı: Okul öncesi Kur’an kurslarıyla ilk alfabemizi Kur’an alfabesi yaptı. Sübyan mektepleriyle biat-itaat bilir insan grupları yetiştirmeye başladı. 4+4+4 ile kesintili eğitime geçti, böylece ikinci dörtte kız çocukları okulda eğitimin dışına çıkarmaya alan açtı, İmam Hatip’i mesleki eğitim olmaktan çıkardı, 9-10 yaşına indirerek, formel eğitimin ana kanalı haline getirdi. Müfredata çok sayıda seçmeli ders ekleyip, sünni İslam’ı öne çıkaran seçmeli dersleri açık tuttu, çocukları bu derslerle doldurup, laik bilimsel eğitimle sağlanan dünyayla ilişkilenme iplerini kesmeye başladı. Ders içeriklerini değiştirip, ‘’benim oğlan bina okur, döner döner yine okur ‘’ örneği dinle yatıp dinle kalkmayı doğru olarak belletmeye başladı. Karma eğitimi bitirmeye yönelik girişimleri temcit pilavı gibi pişirip pişirip önümüze koyarak, toplumun geçtim farklı ama eşit olmayı, farklı ama bir arada yaşamak bilgisini, deneyimini yok etmeye çalıştı, çalışıyor. 8-9 yaşındaki kız çocukların cinsel nesneler olmasını, öyle görülmesini doğallaştıran örtük mesajlar veriyor.
Ve bunların hiçbiri yetmedi, şimdi de ÇEDES projesiyle manevi danışman adı altında her okula din görevlisi atamaya, her çocuğun okul dışı hayatını da dinle ilişkilendirmeye çalışıyor.
Her an, her yerde aileyi ‘’kutsal’’ olarak sunan bu zihniyette, ‘’aile yoksa sen yoksun’’. Yani birey yok, aile var!
Vallahi yalan, billahi yalan!
İş Sünni İslami değerlere gelince, aile de çöpte!
12 Eylül’ün zorunlu din derslerine devam edilirken de, eğitimin içeriğinde dinileştirilirken de ne çocuğa ne ailesine sorulmaz, saygı gösterilmez.
Ya neden sormuyorsun? diyenler de ‘’kafir’’leştirilir, ‘’şeytan’’laştırılır.
Yaşadık, biliyoruz: Bu yoldan çoğulcu demokrasi çıkmadı, çıkmıyor, çıkmaz!
Çünkü Erdoğan’a göre, siyasette, devlet yönetiminde çoğulcu olanlar, farklılığı zenginlik görenler düşman, şeytan.
‘’Severiz yaradılanı yaradandan ötürü ama yaradılan da haddini bilmeli, benden olmayan suçlu.’’ zihniyeti.
Bu zihniyeti eğitime taşımak, yüzde 50+1’in her şeye tek başına karar vermesini mutlaklaştırmak üzere insanı da tektipleştirmek için.
Farklıları yok saymakla yetinmeyip, insanın yaratıcı gelişimini desteklemenin yerine fotokopiyle çoğaltmayı tercih etmek.
ÇEDES’in ilk uygulama yani pilot illeri İzmir, Tekirdağ, Eskişehir. Yani Erdoğan’ın yıllardır Cumhuriyet değerlerini savunanlardan çekip alamadığı iller.
Bu bile anlamlı değil mi?
YouTube’a bir göz attım: ÇEDES etkinlikleri nelerdir, diye iki program çıktı.
Bildiğimiz, çocukluğumuzdaki kol faaliyetlerine benzer faaliyetler var: Kızılay, spor, arkadaşlık, temizlik, hayvan sevgisi, sosyal yardımlaşma-dayanışma, müzik, tiyatro, sinema, kitap klüpleri, gezi vb.
Ama bizim çocukluğumuzda olmayan şunlar da var: Camide zeka oyunları etkinliği, Ramazan etkinlikleri kapsamında çocuk iftarları, ihtiyaç sahiplerine Ramazan kolisi hazırlama ve götürme etkinliği, teraviye gitme etkinliği, menkıbeleri peygamber yolundan gidenleri anlama etkinlikleri, kandil buluşmaları, okulun değerler gazetesi, Diyanet Gençlik Merkezi buluşmaları, resfebe tekniği ile hadisler etkinliği, bayram için cami içini ve dışını süsleme etkinliği, sahabeleri tanıyorum etkinlikleri, vb.
Cumhuriyet, laik ve bilimsel eğitim için bir sistem kurdu; Hocayı camiye, öğretmeni okula gönderdi.
ÇEDES ise hocayı yeniden eğitime sokuyor; hocanın rehberliği, danışmanlığı olmadan olmaz hale getiriliyor.
Biz çocuklarımızı okula güvenle gönderelim, kendi aile değerlerimize saygı gösteren bir eğitim olsun, beyinleri yıkanmadığı gibi zihinleri açılsın istiyoruz.
Okul, çocuğumuzu bize düşmanıymışız gibi bakar hale getirmesin istiyoruz.
Biz çocuklarımızı okula gönderelim, aldıkları eğitim laik ve bilimsel olsun, çocuklarımız nitelikli, dünyanın gidişatına adım uydurabilen, bu gidişatın altında ezilmeyen insanlar olarak yetişsin istiyoruz.
Biz her insana saygı gösteren, ayrımcılık yerine eşitliği üreten, haklarımıza, yaşam tarzlarımıza saygı duymayı öğreten bir eğitim sistemimiz olsun istiyoruz.
Mesele bu kadar basit ve çok keskin yani!





























