Sevgili Develi, anladım ki, “kurtarıcı” aramaktan vazgeçmediğimiz sürece, dön başa dön, bir şey olmamış gibi başa dönme derdi, hepimizin ortak derdi.
Turgay Develi, evinde beslediği kedilerinden Mesut isimli olanının başından geçen olumsuz bir olaydan ders çıkardığını ve yoğurdu üfleyerek yediğini, ikinci kedileri Çinko’nun ise beyliğim beylik havalarında, her şeyi tozpembe gördüğünü yazıya dökmüş. Altılı masa toplantıları ile benzerlikleri konusunda çıkarım yapalım diye okurlarına bir perspektif sunmuş.
Ebusuud Efendi’lerin sıkça yeşerdiği ülkemde, 5 Ocak günü Altılı Masa bileşenleri, bilmem kaçıncı kez bir araya gelecekler, “kurtarıcı” da aramayacaklar. Ola ki karanlıktan aydınlığa geçersek, neler yapacaklarına (uzlaşırlarsa) karar verecekler.
Sünni-Hanefi inancın hayatın her alanında egemenliğini şu ya da bu şekilde kabul ettirdiği, son yirmi yılda da egemenliğini doruk noktasına taşıdığı ülkemde, ne yazık ki bir kesimimiz de, “kurtarıcı neden bizden biri olmasın” rüyaları görüyor. İş işten geçip de avuçlarımızı açıp baktığımızda, bir “hiç” görürsek, “son pişmanlık fayda etmez” şarkısını söyleriz.
Barış Terkoğlu, HalkTv ve Cumhuriyet Gazetesi’nde İBB Başkanı İmamoğlu’nun “ahmak davası”nın perde arkasını çok iyi anlattı. Bizim cenah, bugünleri görebilme yetisinde olabilseydi, ilk günden AKP-MHP iktidarının korkulu rüyası olan İmamoğlu’nun etrafında bir koruma çemberi oluştursaydı, hukuksal açıdan ayakları yere basmayan “İmamoğlu’nu ekarte etme kararının” alınması bu denli rahat olamaz, ilan edilemezdi. Sarı Öküzleri bizden almaya, biz de Sarı Öküzleri vermeye doyamadık. Ebusuud Efendiler, İmamoğlu için “katli vacip” diyemezlerdi. “Mahalleli”yi inandıramazlardı.
Türkiye gerçeklerinden kopmuş kimilerimiz, “…ezildik…bin dört yüz yıldır…neden bizden biri olmasın…” söylemleri ile Ebusuud Efendi’lerin işini kolaylaştırıyoruz.
Eski Mersin İl Başkanımız, CHP’nin hafızası Ali Osman Cihan’dan alıntıyla yazımı sonlandırayım:
“Mut’un Tahtacı köylerinden birileri, katırlarına yüklerini yüklemiş, Mut Pazarına getirirken yolda katır mırrığa (çamur) batıyor. Katırı çamurdan çıkartmak için kuyruğundan tutup silkinmesine yardımcı olmak gerekiyormuş. Tahtacılar kurtarma operasyonundayken, Sünni köylerinden pazara giden birileri de yardım etmeye çalışmışlar. Tahtacı, ya Allah diye kuyruğa asılıyor, katırın sağı-solu biraz ferahlıyor ama katır hala çamurda. Ya Hızır’a sıra geliyor, daha da genişliyor etrafı katırın. Ha çıktı, ha çıkacak. Tahtacı, tam zamanı diyor ve kuyruğa asılarak, biraz da Sünniler ders alsın diye yetiş ya ali diye operasyonu tamamlamak istiyor, katır yine çıkmıyor. Sünnilerden biri, (uygun ortamı yakalamış) ya Ömer diyerek katırın kuyruğuna asılıyor ve etrafı epey boşalmış katır çamurdan kurtuluyor. Moralı bozuk Tahtacı vaziyeti kurtarmak için, Ali’nin bir sürü işi var, avara mı ki gelip elini çamura bulasın diyor.”
Korkarım, birileri durumu uygun bulup kendi Ömer’lerini dayatacaklar.
Sarı Öküz’leri vermeye alıştık.
İlle de bir Ömer belirleyeceksek, bu Ömer bizim Ömer olsun isterim.




























