Her şeyden önce sabırlı olmalı.
Kültür,sanat,meslek, eğitim,yöresel kültür,dindarlık, deneyim,para,araba,mekân... Hepsi önemli olmakla birlikte sabır çok önemli... Sabrederek, inançla, emekle ve dirençle diğerlerini kazanmanız mümkündür.
Herhangi bir gün herhangi bir derneğe yada sendikaya ziyaretçi olarak gidin ve sadece izleyin..!
Neler göreceğinizi söyleyeyim. Çalışanlar işyerlerinden şikayetçi, ev hanımları kocalarından yada komşularından şikayetçi, ruh hastaları yada gizli ruh hastaları kafayı taktığı kişi yada kişilerden şikayetçi, pazarcı siyasetçilerden şikayetçi, kahveci akşama kadar boş boş oturup çay içmeyenden şikayetçi, muhtar sürekli yardım dilenen mahalle zenginlerinden şikayetçi, aynı ortamda çalışan kadınlar birbirinden şikayetçi... Daha da önemlisi herhangi bir CHP'li çocuğunun işsiz olmasından şikayetçi...
Onun için herkesin öyküsünü dinleyeceksiniz. Sabırla dinleyeceksiniz ve sırlarını bilip saklayacaksınız. Her gelen misafiriniz yada üyeniz size sorun getirecektir. Genel olarak çözüm önerileriyle gelen, sizi sevdikleri için acımasızca eleştirip öneriler getiren arkadaşlarınızı zor bulursunuz. Herkes kendi stresini size boşaltacaktır. Buna psikiyatristler deşarj olma diyebilirler ama ekonomistler harcama derler. Derdini yakınan yakınıcı sizden çözüm önerileri bulmanızı bekler, mazeret istemez. Herhangi bir yerin başkanı yada yöneticisiyseniz insanlar sizden mucize yapmanızı beklerler. Harcadığınız zaman, para, performans, enerji...pek umurlarında olmaz. Harcama dememizin nedeni budur. Siz kendinizden harcarsınız ama belki size bir saatten fazla anlatan arkadaşınız eve gidip televizyon seyretmeye yada geldiği yere dönüp sorun biriktirmeye devam edecektir ve bunun size hiç bir faydası olmayacaktır.
Hiç unutmayacağım bir anımı anlatayım. Türkiye Emekliler Derneği Çankaya şubesinde rahmetli Muammer Yeğin başkanın odasına bir vatandaş hışımla girdi ve bağırarak kömür istemeye başladı. Üstelik 'vereceksiniz lan,ben ülkenin vatandaşıyım,vergi veriyorum,benim haklarımı yiyemezsiniz'...gibi bir sürü söz söyledi. Biz sakince dinledik. Adamın eli ayağı titriyordu. Belliki bizim kendisinin hakkını yediğimiz konusunda doldurulup kurulmuştu. Uzun süre bir kaç kişi dinledik. Biraz yorulduğunda önüne çay geldi. Şahıs bizim çayımızı içmeyeceğini, onun parasını yiyerek burda oturduğumuzu söylemeye devam ediyordu. Başkanın odası kalabalıklaştı. Biz deneyimli Muammer abinin uygun bir cevap vereceğini bildiğimizden sessizce bekledik ve bazen şahsı sakinleştirmeye çalıştık. Başkan üyemiz olup olmadığını sordu. Adamı tanımıyorduk,üyemiz değildi. Hiç aidat da yatırmamıştı. Biz nereden onun hakkını yiyebilirdik ki ? Meğer bizim devleti soyduğumuz konusunda adamı iyice örgütlemişler ve saflığından faydalanarak bizim dernekte provakasyona gönderilmişti. Giderek sorun çözülüyordu ama saatler geçtikçe de sabrımız taşıyordu. Sonunda adam sakin sakin izahatların sonucunda sakinleşip çayını içti ve bizim sadece üylerimizden aidat alabildiğimizi, üyelerimize kömür ve benzeri/diğer anlaşmalı sektörlerde yardımcı olabildiğimizi anlattık. Biz kimsenin gücünü kullanmıyorduk, birliğimizin gücüne güveniyorduk. O gün herkes yorulmuştu ama önyargılı bir adamın önyargılarını sakinleştirip çözebilecek kapı açmıştık. Bizler hepimiz önyargıların hemen yok olmayacağını biliyoruz ve kültür,bilim,sanat,yetenek gibi meziyetlerimizi alçakgönüllü olmak gerekliliği üzerinden kendimize de öğretiyorduk. Yeteneklerimizi sorun üretmek değil de çözüm üretmek üzerine geliştirmemiz gerektiğini düşünüyorduk. Bir önyargıyı kırmak bir atomu parçalamaktan zordu ve önyargılar toplumun her kesiminde üretildikçe biz onu görmemize karşın umutsuzluğa kapılmıyorduk. Önce sinirlerimize hakim olmalıydık. Her zaman böyle uç örnekler gelmez ama birisi size öykülerini, anılarını anlatmaya başladıysa ve sürekli siz
'evet, hı hı, anladım, anlıyorum, doğru söylüyorsun,haklısın...'
gibi sözleri sürekli söylemeye başladıysanız ve tuvalete bile gitmenize fırsat vermiyorsa açık olmak faydalıdır. Ben en azından böyle davranıyorum. Zamanımız değerlidir ve onu öldürmeyelim diyorum. Zamanımız toplumu iyileştirecek ruh hekimlerinin iyilik perileri olması kadar değerlidir ama görüşme bir türlü bitmek bilmiyorsa ya ertelemek yada işiniz olduğunu söylemekten başka yol bulamıyorsunuz.
Nasıl olmalı ?
Daha sabır sözcüğünü bitirememişken işyapmaya giremedik bile. Çünkü bu toplumun birikmiş sorunları var ve çözüm bekliyor. Kolay kolay da çözülemeyeceği bir yana kar topu gibi büyüyor. Öyleyse herhangi bir birey olarak değil örgütlü birey olarak davranmamız gerektiği açıktır. Bunun için fıkrayı yeri gelmişken yazalım. Temel ile Beşir yürüyüş yaparken akıllarına cinlik gelir ve yarışma yapmaya karar verirler.
Temel der ki, - haçan ha boyle neden ikimuz bir yürüyüp durayruk, birbirimizun sırtina pinup birer türkü patlatsak ne cüzel olur. Beşirin bu öneri hoşuna gider ve cevap verir : Olur gardaş sen benim sırtıma bîn, bir türkü söyle. Sonra in, ben senin sırtına binip bir türkü söyleyeyîm. Bu şekilde birer türküyle yolumuza devam edelim. Yolculuğumuz hem zevkli olur, hem de iki kişi yerine tek kişi yürümüş oluruz.
Temel arkadaşı Beşir'in sırtına biner ve türküyü söyler :
"Çây elinden öteye cidelum yâli yâli cidelum yâli yâli cidelum yâli;
Sırtundaki sepetun ben olayım hamali ben olayım hamali
ben olayum ha..."
Bir daha söyler ve söylediği hızla arkadaşının sırtında iner. Bu sefer taşıma sırası Temeldedir ve Beşiri sırtına alır yürümeye başlarlar.
Beşir türküye başlar :
' Lele leeee leeeeee leeeeeeeeeeee leeeeeeeee leeee leeeeeeeeeeeee...'
Temel bir süre sonra sorar : -haçan ha bu nasi leledir ki bir tür bitmiyi da. Saatlerdur koşturaysun beni. '
Beşir der ki '- bizim türküler sizinkiler kadar hızlı gitmez. Ben daha lelesini söydedim, daha devamında lolosu var.'
Bunu konumuza endeksleyecek olursak. Biz daha işin sabır kısmını anlatıverdik. Daha anlatılacak çok şey var.




























