31 Mart Yerel Seçimleri öncesi, ülkeyi perişan hale getirenler muhalefetmiş gibi yaygara koparan, ekonomik-siyasal-sosyal alanda nurlu ufuklar vaat eden, devletin bütün olanaklarını fütursuzca ve sınırsızca kullanan, ele geçirdikleri yazılı ve görsel basın kanalıyla da 24 saat “kötü gidişin nedeni muhalefet” algısı yaratmaya çalışan AKP/MHP gerici iktidarı, 22 yıldır yaptığı gibi “yine kazanırım, biraz din-biraz beka; biraz Vatan- Sakarya ile işi götürürüm” diye düşündü. Günlerce tuz yedirdiği sürünün, su ihtiyacını gidermek için Tuz Gölü veya Tuz Irmağı dışında susuzluğunu giderecek alternatif düşünemeyeceğini düşündü. Öyle ya, onlar devletti. Her şeye kadirdiler. Hikmetlerinden sual edilemezdi. Onlar ne diyorsa, oydu.
Seçimler, “sürü”nün susuzluğunu gidermek için başka seçeneklerinin de olduğunu gösterdi. Şoku atlatamayan ve seçimlerden 2. Çıkan AKP, “muktedir benim, alternatifim yok” havalarına girdi. 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası yaptığını yapamayacağını görünce de halkın gündemi olan açlık, yokluk, yoksulluk ve hukuksuzluklar yokmuş gibi, tek dert, muktedirin tek adamlığını pekiştirecek anayasa değişikliğiymiş gibi “muhalefet ile oturup, ülkeyi normalleştirmeliyiz” demeye başladı. Öyle ya, karşısında acemi bir muhalefet var. “Benimle poz vermeye de can atıyorlar” diye düşündü iktidar sahibi. Kim istemez Dünya Lideri ile yan yana gelmeyi. (Normale dönelim derken de ülkenin normal yönetilmediğini itiraf etmiş oldular) Nerdeyse başarılı da olacaktı. Ama unuttuğu biri vardı AKP liderinin; ortağı Bahçeli!
MHP, Osmanlı’da oyun çok, ortağımın kafasında da çok oyun var, ekarte olma sırası bende mi acaba diye düşündü, ayağının altındaki toprağın kaydığını hissetti. Çözüm Sürecinde ortağının HDP’yi bir anda saf dışı bıraktığını hatırladı ve “dur orada” dedi. İki ortak, kamuoyunda “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” misali birbirlerine mesajlar vermeye başladılar. Sinan Ateş, Ayhan Bora Kaplan, Kobani, Gezi, Kavala Davaları üzerinden mesajlar gidip gelmeye başladı. Erdoğan, Kavala ile de Avrupa’ya mesaj veriyordu. (Asıl ilginç olan da MHP’nin bu “ince” mesajları Bahçeli’ye söyletenlerin pek de ince olmamalarıydı.)
Bahçeli, bir yandan ortağına laf sokuştururken, bir yandan da Zülfikar’ı eline alıp, başta AYM olmak üzere herkesi tehdit ediyor, AKP’ye de “ya benimsin ya da kara toprağın” diyor. 1600’lerde yaşamış Fransa Kralı Büyük Louis gibi “devlet benim” diyor. Oysa unutmuş görünüyor Bahçeli, 2015 Çamlıhemşin doğa katliamına karşı direnen, “Vali, Kaymakam kimdir? Ben halkım ve buradayım” diyen Havva Anayı.
MHP lideri, kamuoyuna “AKP ile ilişkimiz çelik gibi” mesajı verirken, AKP’ye de “bak, pamuk ipliği gibi zayıf, her an kopabilir ilişkimiz” mesajı veriyor.
Devlet denen soyut olgunun somut bir varlıkmış gibi algılanmasını, kendileri dışında da devlete sahip çıkacak kimse olmadığı algısını pompalıyor, beka söylemine sarılıyor.
Geçen hafta bir arkadaşım, “muasır medeniyet seviyesine ulaşmak için 40 fırın ekmek yememiz lazım” dedi. 40 fırın ekmeği bilemem de, 400 yıl önce, 17. Yüzyılda yaşamış Hollandalı düşünür, din adamı Spinoza bakınız o tarihte devleti, devletin hangi koşulda meşru olacağını nasıl anlatmış:
“Devletin amacı, hükmetmek, insanlara korku salarak onları avuçlarının içinde tutmak ve bir başkasının hakkına tabi kılmak değildir, tersine elden geldiğince güvenlik altında yaşayabilmesi için, her insanı korkudan kurtarmaktır.
Bu ise, insanların kinle, öfkeyle, hilekarca rekabete girmeden ve kötü niyetli bir çatışmaya sürüklenmeden, özgürce aklı kullanmalarından başka bir şey değildir.
Devletin meşruluğu, insanların doğal olarak sahip oldukları hak ve özgürlüklere dokunmaması, onları kendilerine zararlı olacak şeyleri yapmaya zorlamaması ve çoğunluğun iradesine ters düşmemesi ile olur.
Devlet, güçlü ve kalıcı olmak istiyorsa, onu (insanları) koruyup, hizmet etmeye hazır olmalarını sağlamalıdır.”




























