AKP İktidarı 2007 yılına kadar usta oyunculara taş çıkarırcasına mağduru oynadı. Kendisine yakın kitleyi “gerçek halk”, kendisine muhalif olan, gerçekleri savunanları, dışladıklarını da yozlaşmış, halk düşmanı, terörist, ajan, vatan haini, bölücü olarak yaftaladı. “Yetki”yi “gerçek halk”tan aldığını söyleyip, otoriter/tek adamlık sevdası yolunda yol üzerindeki “mayın”ları birer birer temizledi. Duyguları harekete geçiren din, milliyetçilik, savaş, terör, şehitlik gibi kavramları bolca kullanarak; dış mihrakların adamları, iç ve dış hainler olarak yaftaladığı, gerçekleri savunan büyük kitleyi, bu kitlenin savunduğu hakikatleri ustaca önemsizleştirdi.
Doğruya yalan, yalana doğru dedi, dedirtti.
Yeri gelmişken iktidar tarafından benzeştirildiğimiz 1400 yıl önceki Arap Toplumunu, Halife Ali ve Şam Valisi Muaviye çekişmesini ve toplumun bugünkü gibi kutuplaştırılmasını açıklayan fıkrayı yazayım:
Küfe’de yaşayan Ali yandaşı biri, dişi devesiyle Muaviye’nin valilik yaptığı Şam’a gider. Şam girişinde Muaviye yandaşı bir kişi Ali yandaşının devesine el koyar ve “bu erkek deve benim devem” der. Olay büyür Muaviye’ye intikal eder. Muaviye de taraftarlarını toplar, tarafları dinler, kararını “erkek deve Küfe’linin değil, Şam’lınındır” şeklinde açıklar. Mahkeme ve topluluk dağılır. Muaviye de Ali taraftarını huzuruna çağırır. Der ki Muaviye: “Bu deve Şam’lının değil, senin. Erkek değil dişi. Git Ali’ye de ki, Muaviye’nin öyle adamları var ki, Muaviye öyle dediği için dişi deveye erkek, benim deveyi Şam’lının sayıyorlar. Ali benimle uğraşmasın.”
O gün de bugün de yalan, kendini gerçeğin yerine koymuştur. Yalan artık doğruya değil, uydurdukları sahtekarlıklara dayanmaktadır. Kitleler de hakikate değil, inanmak istediklerine inanmaktadırlar.
Hakikatin önemsizleşmesi, seçkinlerin etkin oldukları dönemlerde itibarlı sayılmayan, cahil toplum kesimlerinin itibarlı yurttaşlara dönüştürülmesinden güç alır. Toplumun inançlarına, duygularına, toplumsal değerlerine hitap eden söylemler, yalan oldukları halde bir süre sonra hakikate dönüşebilmekte, hakikatin de o kitle için anlamı, önemi kalmamaktadır. En kötüsü de uydurulmuş veya manipüle edilmiş hakikatin (yalanın) bu kitlelerce ölümüne savunulmasıdır.
Toplumun düşük gelirli eğitimsiz kısmı (“gerçek halk”) hakikatin reddedilmesi, önemsizleşmesi tezgahının en önemli figürüdür. Kendisini küçük görülmüş, aşağılanmış, önemsenmemiş düşünen kesimdir bu kesim. Bu kesim için hakikat/doğru önemli değildir. Önemli olan onun kendisini toplumun saygın kesimi içinde görmesidir, “birinci sınır yurttaş” olmasıdır. O iradesini kendinde sanır. Oysa o irade kendisinin değil, otoriter, popülist/gerçekleri ters yüz eden liderin iradesidir.
Günümüzde geldiğimiz nokta; AKP İktidarı ile güç kazanan, devleti illegal olarak ele geçiren FETÖ’ler- METÖ’ler tarikat örgütlenmeleriyle “gerçek halk” kitlesinin desteğiyle hakikatleri önemsizleştirmiştir.
Günümüzdeki durum, yalanın doğruymuş gibi algılatılması siyasetinin sonucudur.
Ne yapmalı:
Yarın “eyvah” dememek için demokrasi/hukuk/adalet/eşitlik/kardeşlik isteyen herkes Erdoğan’a oy veren bir kişiyi, komşusunu, 14 Mayıs’ta oy vermeye gitmediğini bildiği birini Kılıçdaroğlu’na oy vermeye ikna etmeli ve sandığa götürmelidir.
Çocuklarımıza/torunlarımıza aydınlık bir Türkiye bırakmak istiyorsak, herkes görev başına.
SUSMA, SUSTUKÇA SIRA SANA DA GELECEK.




























