Telefon
WhatsApp

8 MART, 1857 KADIN KATLÎAMININ YIL DÖNÜMÜDÜR.
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Peki nasıl böyle oldu ? Acı çeke çeke,can ve kan verile verile,zamandan,mekandan,ömürden,enerjiden, emekten...feragat edilerek oldu;daha nasıl olsun. Hakların kazanılış süreci aynı zamanda bir mücadele sürecidir ve işçi sınıfı tarihi haklarını emeği karşılığında almıştır. Sacco ile Vanzetti isimlerini bilerek ve isteyerek buraya aldım. Öyle ki faşist rejimlerin insan bedeni üzerinde nasıl boza pişirip insanlığın temel haklarını nasıl yok etmeye çalıştığını görebilirsiniz. Yılmaz Güney'in 'sanık' isimli kitabını da yaklaşık ilkokul çağımda 1975'te eşgüdümlü olarak okumuştum. Aynı zamanda Clara Zetkin ismini de o zamanlar duymuştum. Bunu şunun için yazıyorum : Bugünki aile ve evlilik programlarının deformatörlüğüyle 1970'lerin uyanış dalgası arasındaki fark anlaşılsın ve 12 Eylül 1980 faşist darbesine nasıl güdülenerek götürüldüğümüz anlaşılsın... O tarihlerde  1 Mayıs mahallesi ve Küçükarmutlu mahallesi mahalle komiteleri tarafından yeni kuruluyordu ve kişiliğimizin oluşmasında teori ve pratiklerin çok faydası olmuştur. Derdimiz kendimizi anlatmak değil ama geldiğimiz noktada ülkemizin bu karanlığa sürükleniş macerasını netleştirmek içindir. 18.yüzyılda emperyalizmin manüfaktür üretimine geçişi aynı zamanda sömürge ülkelere ucuz işçilik üzerinden yaptığı sömürüyle birlikte yeni pazarlar yaratırken işçi sınıfı üzerinde elbette devlet gücünü kırbaç olarak kullanmıştı. Prekapitalist dönemlerde her toplumun yaşadığı feodal kalıpların yarılması sürecinde her zaman üretici güçler sömürülmüştü. Toprağa dayalı üretim sisteminden üretim araçlarına dayalı üretim sistemlerine geçilme süreci aynı zamanda toplumsal çalkantılar geçirme süreci oldu ve bu süreç tam da Karl Marx'ın anlattığı gibi üretici güçleri sömürme üzerine kuruluydu. Ücretli emek ve sermaye kitabını anlatmayacağım ama temel sorun şuydu : üretici işçiler üretim güçlerinin farkına varıp örgütlendikçe karşılarında hep devlet gücünü bulmuşlardı. 'Örgütlü güç yenilmez' sözü sözü birden bire ortaya çıkmadığı gibi 'yaşasın işçilerin birliği,dünyanın bütün işçileri birleşin' sözleri birden bire ve kendiliğinden ortaya çıkmadı,çıkmayacaktı da... İlkel komünal toplumdan ilkel taş çağına,oradan feodal kölelik düzenine,devamında kapitalist sisteme.geçiş  hep emeğin ve emekçinin sömürüsüyle birlikte artı değer biriktirme kültürüyle sancılarını da beraber taşıdı. Elbette prekapitalist yarıfeodal toplum düzenleri ve patronaj,devletin gücünü halkın sırtında hep sopa olarak kullandı. Öyle ki daha yüz yıl önce kadınların bir çok ülkede seçme ve seçilme hakları yoktu. Afganistan ve Saudi Arabiya'da kadınlar resmen insan olarak kabul edilmiyorlar,memeli hayvan olarak nitelendiriliyorlar. 21.yüzyılda tartıştığımız konu içler acısı ama tüm dinler yakın zamana kadar,bazı dinler halen kadın bedeni ve ahlâkı üzerinden felsefeleri ni biçimlendiriyorlar. Halâ kadınların etek boyunu,tuvalete hangi ayakla girileceğini,kadının sırtını sopalı-karnını sıpalı tutmanın,işkence ve dayağın cennetten çıkma  gibi gereğinden fazla radikal düşüncelerin olduğu günümüzde bile bunları savunanlara karşı halâ ne yapacağımızı bilemez noktada duruyoruz. Toplumsal her zaman dinamiktir ama bu kadar karşıdevrimin kadın hakları ve insan vücudu üzerinden yapılması,bunun için de emek sömürüsünün dini manivela olarak kullanılmasıyla at başı gittiğini de kabullenmeliyiz. Öyle ki biz çok daha ileriyi düşünerek sabırsızlanıp toplumun dışına düşebiliyoruz. Bu durumda en büyük tehlike örgütsüz mavi yakalı bireylerin katiline aşık olması kültürüdür ki bizi en çok zorlayan da budur. Sendikaları ve işçi sınıfı öncülerini de zorlayan bu kitle hipnozu kültürüdür ki çoğu zaman halkın gücünü yanına alan hipnotizatörlerin karşı devrimi başardıkları da çoğunlukla görülür. 24 Ocak 1980 ekonomi kararları doğrultusunda İran'da Avrupa destekli karşı devrimin yapılması,12 Eylül 1980'de NATO güdümlü faşist darbeyi yaşayışımız hep toplumların ileriye doğru giden ivmesini karşı devrime evirmek içindi ve öyle de oldu. 1980'den bu yana çocuk gelinlerin,kadın cinayetlerinin artması tesadüf değil hep rejimin tercihiydi ve bugün de tarikat ve cemaatlerin devlet tarafından beslenmesiyle birlikte ahlaksızlığın artması da rejimin desteği sayesinde olmuştur,oluyor. Bu koşullar içerisinde üretici güçlerin (memur ve işçilerin) sendika,dernek,konsey, federasyon,konfederasyon...altında örgütlenmeyerek zayıf düşmeleri elbette bu tip siyasal rejimlerin tercihidir. Çocuklara ve kadınlara taciz ve tecavüz vakaları nedeniyle bu şerefsizlerin davranışları nedeniyle erkekliğimizden utansak bile bu vukuatlar da siyasal rejimin tercihidir. Çünkü feodal ve kapitalist toplumların temel felsefesi halkın parçalanarak sömürülmesi üzerine dayanır. Kapitalizmin duyguları yoktur,çıkarları vardır. Yeşil sermaye ile ilgili görüşlerimi başka yazılarımda yazdığım için dinci sermayeyi sömürücü kapitalist safın en vahşi tarafına koyup devam edelim. Şimdi bu cümleyi yazınca İslam tarihindeki tüm savaşlar gözümün önünden film şeridi gibi aktı ama siz anlayın artık. Velhasıl kelam... 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü bir kadın katliamının yıl dönümüdür ve  bedelsiz elde edilmemiştir. Bu anma günü uzun yıllar süren bir mücadelenin sonucu olarak elde edilmiştir. Bu kronolojiye Google amcadan rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz,derdim o değil. "HAK VERİLMEZ ALINIR" vecizesi artık sloganlaşmış atasözü haline gelmişse mücadelenin içinden pişerek gelmiş ve olgunlaşmıştır. Demekki 1857'de 129 kadın boş yere ölmemiş  ,topluca ABD devleti tarafından polislere kapıların kilitlettirilmesi sonucu yakılarak öldürülmüşlerdir. Bu katliam bir siyasal tercihtir ve o günün siyasal rejimi tarafından gerçekleştirilmiştir. Bugünün katliamları da bize özgü olup mevcut rejimler tarafından işlenmiştir. 1Mayıs 1977,19-27 Aralık 1978 Maraş,1980 Çorum,1993 Sivas,Suruç,Anafartalar,Kızılay,Hcbc,Gar...gibi yakın tarih katliamları ve siyasal cinayetler uzaylılar tarafından işlenmemiştir ve suçluları aramızda gezmektedir. Öyleyse sorun din,mezhep,ırk,dil,meşrep,bölge sorunu değildir. Sorun sınıf sorunudur. Bir yanda halkı işçi,memur,emekli,ev hanımı,işsiziyle...sömüren bir sistem ve onun karşısında güçlenmeye çalışan örgütlü güçler ... Kim güçtür? Örgütlenenler. Öyleyse örgütlenmek gerekir. Durumunuz ve yaşamınız neyi ifade ediyorsa o konuda birlikte çalışmalar gerçekleştirmelisiniz. Odalar,sendikalar,dernekler,birlikler,platformlar,konseyler,mahhalle komite ve birlikleri...hepsi en temel anlamda örgütlenme birimleri olup temsili demokraside ülkede söz sahibi olmanızı sağlarken toplumsal üretimden pay almanızı da sağlar. Eğer "ağlamayana meme yok" atasözümüzde olduğu gibi haklarını ararsanız,üstelik onları sistematik olarak alırsanız sizi kolay kolay yenemezler. Gmsh'den ekonomik payınızı alırken siyasal anlamda hak ve özgürlüklerinizi de alırsınız. Almazsanız her an geriye gitme tehlikeniz vardır. Afganistan'da geçtiğimiz yıl devleti yöneten grubun iktidarı terörist Taliban'a teslim etmesi sonucu kadın hakları bıçak gibi kesiliverdi. Demekki dünya kadın hakları karnemiz halâ zayıf. Müslüman ülkelerden batıya doğru kaçış her zaman olacaktır. Zira kökten dinci faşizm resmen insan haklarının ve temel kadın haklarının tam cepheden karşısındadır. 21 yıldır yaşadığımız islamofaşist rejim kendiliğinden olmamış,köklerinin üzerinde büyümüştür. Bunun karşısında en asgari temelde bilimsel ahlakın gelişmesi gerekir. Şimdi diyeceksiniz ki 'dünyanın yuvarlak olduğunu bile bile düz olduğunu savunan bu dincilere ne demeli ?" Eğer en demokratik haklarınızı almak için yan yana gelip taleplerinizi dile getirmez deniz susmak çare olmayacak. Doğada her şey karşıtıyla beraber var ve ne kadar ileriye giderseniz o kadar geriye gitmenizi mümkündür. Haliyle yeni 8 Mart katliamlarını da yaşamanız mümkündür. Kaldı ki en temel anlamda akıl ve bilimden uzak kaldığımız için yüzbinlerce insanın depremlerden ölü ve yaralı çıkmasını kader diye tanımlayabilirsiniz. Oysa fay hattına,tarım arazilerine,sulak topraklara,kalitesiz malzeme ve işçilikle bina yaparken bu insanların öleceğini biliyordunuz. Demek ki her şeyden önce ahlak da lazımmış,ahlak olmadan din ve gelenek hiç bir işe yaramazmış. Öyleyse önce bilimsel ahlakı tesis etmek lazımdır. Yoksa çocuk gelinlerden ve kadın cinayetlerinden kurtulamayacağız. Eğer titreyip bilimsel doğrulara dönmezsek 129 kadının siyasal rejim tarafından katledilmesi son olmayacak. İşte 1857 yılında gerçekleşen kadın katliamının anması her yıl yaşanan kutlamalara da mihenk taşı oldu ama yine de o emekçi kadınları anarken kadın haklarının gaz geçilemez en temel insan hakkı olduğunu kabullenmeliyiz. Her 8 Mart günü dünya emekçi kadınlarının gününü kutlarken,(evet kutluyor bir çok insan) insanlık tarihinin HAK VERİLMEZ ALINIR şiarını içselleştirdiğini bilmenizi öneririm. Adına kadın günü diyerek sulandıranlar her zaman olacaktır. Adına kutlama da denilse 129 emekçi kadın dünya işçi sınıfı tarihinin şehitleri olarak anılarımızda yaşayacaklardır. 
Depremin de insan hatası bir katliam olduğu bilinciyle depremde ölen-öldürülen kadınlarımızı ve tüm emekçi analarımızı saygıyla selamlıyorum.
 Murtaza AK, 2021 Tüm Emekliler Sendikası Altındağ Şube Başkanı. 

Lösev2
Paylaş
Arşiv Murtaza ak Arşivi Tümü
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği