Telefon
WhatsApp
Hukuksuzluğun açılış günü
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Ülkede hukuku tasfiye eden, yargıyı iktidarlarının bir aracı haline getiren Saray rejiminin yarattığı çürümüşlük en açık haliyle ortada. Yargı, toplumun en fazla güvensizlik duyduğu kurumların başında gelirken adaletin terazisi, dengesini kaybetti.  20 Temmuz’da girdiği tatilin ardından tartışmaların göbeğinde olan yargı, bugün itibarıyla çalışmalarına başlayacak.

2025-2026 adli yıl açılış töreni, Yargıtay Başkanlığı’nda yapılacak. Anıtkabir’deki törenin ardından Yargıtay Başkanlığı’nda saat 14.00’te İsmail Rüştü Cirit Konferans Salonu’nda tören düzenlenecek. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Şangay İşbirliği Örgütü’nün 25’inci Devlet Başkanları Konseyi Zirvesi için Çin’in Tianjin şehrinde bulunması nedeniyle açılış törenine katılamayacak. Törende, Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, “2025-206 Adli Yıl Açılış” konuşmasını yapacak. Törende Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan da törende konuşacak. Adli Yıl Açılış Resepsiyonu ise saat 18.00’de Yargıtay Başkanlığı Havuzlu Bahçe’de yapılacak.

Sırasını bekleyen davalar ise Saray yönetimi elindeki yargının durumunu ortaya koyar nitelikte. Yeni yılda görülecek Sahte diploma skandalından deprem davalarına ve CHP kurultayı iptal davasından İBB operasyonlarına kadar rejimin neden olduğu, muhalefeti etkisizleştirmek uğruna düğmeye bastığı tüm gündemlerden adalet çıkması umulacak.

Ancak ülkenin geldiği eşik, görülecek her bir davanın artık hukukla alakası olmadığının da en büyük kanıtı. 2017 yılındaki ülkede tek adam rejimine geçiş ile beraber kolu kanadı tamamen kırılan yargı, tarafsızlığını olabildiğince kaybetti.

Üyelerinin yarısı AKP’li Cumhurbaşkanı tarafından yarısı da Meclis’te çoğunluğu elinde bulunduran iktidar bloku tarafından seçilen Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) faaliyetleri de bu durumu kanıtlıyor.

Hâkim ve savcıların tayin, terfi ve disiplin işlemlerini doğrudan yetkisinde bulunduran HSK, iktidarın yargı dizaynında da bir araç konumuna getirildi.

Uluslararası raporlara da yansıyan bu durumun son örneği Avrupa Konseyi’nin yargı bağımsızlığı üzerine yaptığı çalışmada Türkiye’de yargıçların “siyasi baskı altında çalıştığı” ifadesiyle yer aldı.

OPERASYONUN ARACI OLDU

Yargıda rejim eliyle oluşturulan bu dizaynın en büyük sonuçları ise 19 Mart darbesinin ardından görüldü. Toplumsal desteğini kaybeden ve otoriterleşmenin dozunu artıran Saray rejimi tek adama bağladığı yargının düğmesine bastı. Halkın yurttaşlık haklarını doğrudan ortadan kaldıran, halk iradesine darbe vuran Saray rejimi, uydurma gerekçelerle düzenlediği soruşturmalarla seçilmiş belediye başkanlarına yönelik genişçe bir operasyon dalgası başlattı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan süreç, ülke genelindeki muhalefet belediyelerine de yayıldı. Rejimin kayyum siyasetinde de ardı ardına düzenlenen operasyonlarda yargı doğrudan rol oynadı.  Gizli tanıklar üzerinden yapılan tutuklamalar, ‘Duymuştum’, ‘biliyordum’ gibi söylemler üzerine kurulan ifadeler, dava borsaları ile para karşılığı ortaya çıkan itirafçılar yargının rolünü de ortaya koydu.

Bu tabloya muhalefetin savcı ve hâkimler arasında oluşturduğu çeteleşme iddiaları da eşlik etti.

REJİME İTİRAZ ETMEK YASAK

Öte yandan yargı özellikle bu dönemde Saray rejimine karşı yükselene itiraz dalgasına karşı da görevini eksiksiz yerine getirdi. Üniversitelerde eyleme başlayan öğrencilerden, grev kararı alan işçilere, yaşamları için mücadele eden kadınlardan, rejimi protesto eden çiftçilere kadar halkın geniş kesimleri yargı sopasından payını aldı. Polis müdahalelerine ve yapılan gözaltılara kesilen cezalar, soruşturmalar, tutuklamalar eşlik etti. Özellikle öğrenciler, gazeteciler ve muhaliflere yönelik artırılan baskı ortamı uzun tutukluluk sürelerini ve adil yargılanma hakkının ihlalini doğurdu.

19 Mart’ın ardından 300’ün üzerinde genç tutuklandı. Birçok yurttaş hakkında Cumhurbaşkanı’na hakaret davası açıldı. Aylarca tutuklu kalan öğrenciler, cezaevinde de birçok ihlalle karşı karşıya kaldı. Son olarak okulların açılmasına az bir süre kala aylar sonra haklarında soruşturmalar başlatılan öğrencilere yönelik cezalar da artırıldı.

Hacattepe’de soruşturmalar gerekçe gösterilerek öğrenciler yurttan atılırken ODTÜ’de öğrenciler teker teker ifade vermeye çağrıldı.

Yurttan atılma cezalarına burs kesintileri, okuldan uzaklaştırma ve disiplin cezaları takip etti. Yurttaşlar açısından da yargı, çoğu zaman “hızlı ve adil karar veren” bir mekanizma olmaktan çıktı. Adalet Bakanlığı verilerine göre 2024 itibarıyla Türkiye’de 6,5 milyondan fazla dava derdest durumda. Cezaevlerinde bulunan yaklaşık 325 bin mahpusun büyük bir kısmı ise tutuklu yargılanıyor. Avrupa ortalamasının çok üzerindeki bu oran, “uzun tutukluluk” meselesini fiili cezaya dönüştürüyor.

MEDYAYA YARGI AYARI

Öte yandan yaşanan bu hukuksuzlukların bir diğer ayağı medyada yaşandı. Rejimin saldırılarını halka aktarmaya çalışan, ülke sorunlarını gündemde tutmak isteyen bağımsız medya kuruluşları üst üste verilen cezalarla susturulmak istendi.

Bu süre zarfında birçok gazeteci ‘terör’ suçlamasıyla gözaltına alındı. Kanallara günlerce yayın durdurma cezası verildi. Cezalara yönelik itirazlar çoğu kez sonuçsuz kalırken yargının medya ablukası günden güne derinleştirildi.

Gezi direnişini davasında Osman Kavala, milletvekili olmasına rağmen tutuklu bulunan Can Atalay ve tutuklu eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında çıkan AİHM ve AYM kararlarını hiçe sayan Saray yönetimi bu dönemde de el artırdı.

Menajer Ayşe Barım’ın dâhil edildiği Gezi direnişi davası ile yeni bir gözdağı verilmek istenirken yaşanan hak ihlalleri görmezden gelindi. Yaşadıkları kötü koşullarla birlikte hastalığı ilerleyen Murat Çalık, Tayfun Kahraman, Ayşem Barım, Muhittin Böcek gibi birçok isim doktor raporlarına rağmen cezaevinde tutulmaya devam ediliyor.

BUNUN ADI KARA YIL

Yargı açılışı öncesinde ülkedeki hukukun geldiği noktayı İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu değerlendirdi.

Geçen yılı karanlık bir yıl olarak nitelendiren Kaboğlu, “İstanbul Barosu olarak geride kalan yıla en kara yıl dedik. Karanlık oldu çünkü hak ve özgürlüklerin asgari güvencelerine saygı duyulmaksızın, fikrini beyan eden, iktidara karşı görüş belirten kesimlerin fiziki olarak alı konuldukları bir dönemi geride bıraktık” dedi.

Özgürlüğü savunmanın özgürlükten alıkonulduğu sonucunu yarattığını belirten Kaboğlu şöyle konuştu: Düşünce beyanının, görüş açıklamanın, bireysel ve kolektif özgürlüğün kullanımının neredeyse yasaklandığı bir zamanın içerisinden geçiyoruz.

YANDAŞA CEZA YOK

Savaş ortamında bile sahip olduğu suçsuz savunma hakkının gözetilmediği koşullar yaratılmış durumda. Eğer, yandaşsanız, ümmetçi anlayışa sahipseniz siyasal iktidar sizi kendisine bir tebaa olarak görüyorsa orada cezasızlık hâkim oldu. Diğer yandan suçsuz sayılma hakkı dahi elinden alınan muhaliflere çeşitli hukuksuzluklarla cezalar kesildi.

Yani sırf muhalif oldukları için bir yanda ceza kesilenler varken diğer yanda yandaş oldukları için suç işleseler de cezasız kalan bir topluluk var karşımızda. Bu anlamıyla bile yargının durumu toplumsal barışı bozacak çok büyük nedenler doğurmaya başladı.

Öte yandan bugün aynı zamanda dünya barış günü. Meclis’teki komisyonun “Terörsüz Türkiye” söylemleri ile var olan kurucuları bugün gelin görün ki ülkedeki hukuku ağızlarına bile almıyorlar.

Dolayısıyla bugün yargının durumunu konuşurken bu huşuları saptayıp arkadaki siyasi tabloyu görmek gerekli. Edirne’de hapis olan Selahattin Demirtaş mahkeme kararına karın tutukluyken, Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu mahkeme kararı olmadığı halde tutsakken tüm bu olaylar siyasi iktidarın kendi ikbali için yaşanıyor.

Yani bugün en genel anlamda yaşananlar 2017 anayasa kurgusuna istinaden tek bir kişinin her şeyi elinde toplamasından sonra seçimler yoluyla da olsa iktidarı devretmem demelerinin bir sonucudur.

Hak ihlallerini, adil yargılanma haklarının nasıl ihlal edildiğini teker teker açıklarız ama bu siyasi sebebi görmeden bunları konuşmadan artık yaşanan ihlalleri saymanın bile bir önemi kalmadı. Bizde İstanbul Barosu olarak bu hafta boyunca siyasi iktidarın bu amacıyla beraber ülkedeki adalet ihtiyaçlarını ortaya koyacağız. Bugün İstanbul’da “Hukuk devleti gerekleri yargılamada adalet” adıyla bir basın açıklaması gerçekleştireceğiz. Ardından Çarşamba günü ‘çevrede de adalet’ diyerek Sazlıdere Barajı’nda “Çevresel Adalet” temasını işleyeceğiz. Kanal İstanbul’da yaşanan hukuksuzlukları da anlatarak ikili bir çerçeveyi ortaya koyacağız.

5 Eylül Cuma günü ise Kadıköy’de “Toplumsal Adalet” temasıyla adli yıl açılışı haftasını sonlandıracağız. Bu noktada özellikle genç avukat arkadaşlarla bir tartışma yürütmeyi hedefliyoruz.

Ancak baştan dediğim gibi tüm bunları yaparken ‘Ya hep ya hiç iklimine’ dayanan, 2017 sonrası Bahçeli-Erdoğan ikilisinin iktidarı ellerinde tutma pahasına görmezden geldiği hukuku nasıl kullandıklarını anlatmaya devam edeceğiz.

Bu anlayışa karşı seçimde ve siyasal adaletin önemini ortaya koymaya çalışacağız.

MÜCADELE YILI OLMALI

Ankara Barosu Başkanı Av. Mustafa Köroğlu da yargının özgür ve bağımsız olması gerektiğine vurgu yaptı. Köroğlu,  “Hukuk devleti, bağımsız yargı ve özgür savunma olmadan yaşayamaz. Oysa bugün, yürütmenin yargıya müdahalesi, mahkeme kararlarının uygulanmaması ve keyfî tutuklamalar adaleti çürütmektedir” dedi.

Şöyle konuştu: “Avukatlar, gazeteciler, seçilmiş belediye başkanları ve öğrenciler; yani toplumun vicdanı, hukuksuzca hedef alınmıştır. Bu baskı yalnızca meslek örgütlerine değil, bütün yurttaşların özgürlük hakkına yönelmiştir. Ankara Barosu olarak açıkça söylüyoruz: Yeni adli yıl, ya hukuksuzluğun derinleştiği bir dönemin adı olacak ya da mücadelemizle adaletin ve özgürlüğün yeniden yükseldiği bir yıl olacaktır.

ÇÖKÜŞ VERİLERE DE YANSIDI

Ülkedeki hukukun durumu araştırmalara da yansıdı. Uluslararası raporlara göre Türkiye, hukukun üstünlüğü endeksinde 142 ülke arasında 117’nci sıraya kadar geriledi. Türkiye, ülkelerin hukukun üstünlüğü endeksi sıralamasında Angola, Nijer, Guatemala gibi ülkeler ile aynı lige düştü. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD), “Bir Bakışta Hükümet” raporları da Türkiye’nin en temel alanlarda tel tel döküldüğünü ortaya koyuyor. Türkiye’deki yargı sisteminden memnuniyet oranı kayıtlara, yüzde 33 olarak geçiyor. Türkiye, yargıdaki yüzde 33’lük memnuniyet oranı ile Kolombiya, Brezilya, Slovak Cumhuriyeti, Şili ve Kore ile aynı torbada yer alıyor.

∗∗∗

ÜLKEDE İKİLİ HUKUK SİSTEMİ Mİ VAR

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a “Türkiye’de iktidara yakın olanlara farklı, diğer vatandaşlara farklı uygulanan, ikili hukuk sistemi mi işletilmektedir?” diye sordu ve 7 soruya 15 günlük Anayasal süresi içinde yanıt istedi.

Özel’in, verdiği soru önergesinde yer alan sorulardan bazıları şu şekilde:

1) İBB soruşturmaları kapsamında 6 avukat, avukatlık fiilleriyle suçlanmış, Adalet Bakanlığı izni olmadan haklarında soruşturma açılmış, gözaltı işlemleri yapılmış, Avukat Mehmet Pehlivan ise tutuklanmıştır. Ancak bir tutukluya gidip hazırladığı ifade metnini imzalamaya zorladığı ve 2 milyon dolar talep ettiği şikâyete konu olan, eski AKP MKYK üyesi Avukat Mücahit Birinci hakkında soruşturma açılmadan önce Bakanlıktan izin istenmiştir. Mücahit Birinci 13 gün sonra ifadeye çağrılmış, bir gün gözaltında tutulmamış, aynı gün serbest bırakılmıştır. Bu iki durum arasındaki farkın sebebi nedir?

2) CHP olarak, bazı savcıların hukuk dışı uygulamalarına ilişkin HSK’ya resmi şikayette bulunduk. Bir savcının faili meçhul cinayetlerin simgesi olan Beyaz Toros fotoğrafı paylaşmasından, tutukluların aileleriyle tehdit edilerek "itirafçı" olmaya zorlanmasına, savcılarla irtibatlı olduğunu söyleyen avukatların tahliye vadettiği tutuklulardan rüşvet istemesinden, "itirafçı" olmayı reddeden tutukluların en uzak cezaevlerine sürülmesine kadar tüm iddiaları belgeleriyle HSK’ya sunduk. Bu şikâyetlerin görüşülmesi için yetkili olmanıza rağmen HSK’yı neden toplantıya çağırmıyorsunuz?

3) Önceki dönem milletvekili Sayın Aykut Erdoğdu, milletvekiliyken işlediği iddia edilen suçtan dolayı tutukludur. CMK 161’e göre, TBMM üyeleri hakkında görevleri süresince işledikleri suçlarla ilgili soruşturma Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılabilir. Buna rağmen Aykut Erdoğdu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma yürüterek hukukun çiğnenmesine neden sessiz kalıyorsunuz? Seçilmiş Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, 11 yıl önce Adana’da işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul’da tutuklu bulunmaktadır. Ancak aynı suçlamaya muhatap olan MHP’li eski Kütahya Belediye Başkanının dosyası ayrılmış ve Kütahya’ya gönderilmiştir. Bu açık hukuk ihlaline nasıl göz yumuyorsunuz?

4) Ülke genelinde AKP’li belediyeler hakkında savcılıklara intikal eden ve kamuoyuna açıklanan yüzlerce yolsuzluk dosyası bulunmaktadır. AKP’li belediyeler hakkındaki iddialara ilişkin neden işlem yapılmaktadır?

5) Suç örgütü lideri olduğu iddiasıyla tutuklanan, daha sonra itirafçı olduğu gerekçesiyle serbest bırakılan Aziz İhsan Aktaş; TBMM, Yargıtay, Devlet Hava Meydanları, EÜAŞ, THY, Pamukkale ve Uludağ Üniversiteleri, kamu hastaneleri başta olmak üzere çok sayıda devlet kurumundan ve Trabzon, Kocaeli, Kahramanmaraş, Ordu, Elazığ, Isparta başta olmak üzere çok sayıda AKP’li belediyeden ihale almıştır. CHP’li belediyelerden 88 ihale alan bu kişi AKP’li belediyeden toplam 300 ihale almıştır. Bu kişinin ihale aldığı diğer belediyeler hakkında neden soruşturma açılmamaktadır?

∗∗∗

YARGIDA ADALET ARANIYOR!

20 Temmuz’da başlayan adli yargı tatilinin sona ermesiyle birlikte kamuoyunda önemli yer tutan birçok dava da dikkat çekiyor.

O davalardan bazıları şunlar:

• Bazı kamu kurumları yöneticilerinin e-imzalarıyla, sahte diploma ve sahte belge skandalına ilişkin haklarında dava açılan 134 sanık ile ilgili davanın görülmesine 12 Eylül’de devam edilecek.

• CHP’nin, 4-5 Kasım 2023 tarihlerindeki 38. Olağan Kurultayı ile 6 Nisan 2025’teki 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davaya da 15 Eylül’de devam edilecek.

• Bolu Kartalkaya’da bulunan Grand Kartal Otel’de meydana gelen 78 kişinin yaşamını yitirdiği, 133 kişinin yaralandığı yangın faciasına ilişkin 32 sanıklı dava da Bolu 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 22 Eylül’de görülecek.

• Kadıköy’de 15 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi’nin bıçaklanarak öldürülmesiyle ilgili davada sanıkların yargılanmasına, 2 Ekim’de, Anadolu 2. Çocuk Mahkemesi’nde devam edilecek.

• İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında açılan dava,  9-10 Eylül tarihlerinde Silivri Cezaevi yerleşkesinde bulunan 1 No’lu duruşma salonunda görülecek.

• 6 Şubat Maraş merkezli depremlerde yıkılan binalarda yaşamını yitirenlerle ilgili müteahhitler ve kamu görevlilerine açılan davalara yeni adli yılda da devam edilecek.

• Eski Ülkü Ocakları Eğitim Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesine ilişkin 22 sanıklı davadan dosyası ayrılan Mustafa Ensar Aykal ve Serdar Öktem’in yargılandığı dava, Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 8 Ocak’ta görülecek.

• Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun 18 Aralık 2002’de Ankara’daki evinin önünde katledilmesine ilişkin 10 sanığın yargılandığı davanın görülmesine de 20 Ekim’de devam edilecek.

Öte yandan başlatılan İBB soruşturmasına ilişkin hala bir iddianame hazırlanmadı. Soruşturmaya ilişkin birden fazla iddianamenin hazırlanacağı iddia edilirken önümüzdeki dönem yargının bu soruşturmayla fazla mesai yapacağı da şimdiden kesin gibi gözüküyor.

∗∗∗

İTİRAZIMIZ İŞLEYEN BU DÜZENE

CHP’nin Silivri’de tutuklu bulunan Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, yaptığı açıklamada, "Bu mahkeme eninde sonunda kurulacak. Kumpaslar ortaya çıkacak. Millet gerçeği görecek" ifadelerini kullandı. İmamoğlu’nun açıklamasında öne çıkanlar şunlar: "Ülkemizde adaletin işleyişi ciddi bir kriz içinde. Bize uygulanan hukuk, uzun zamandır hukuk olmaktan çıktı. Hem iftiracı üretip hem hem de milyon dolarların peşine düşenler korumaları ile adliyede gövde gösterisi yapıyor. İftiracı olmayanları ise başka suçlara adını karıştırmakla tehdit ediyorlar. Bunu artık sağır sultan bile duydu, HSK ve Adalet Bakanlığı hariç. Gece yarısı, Fatih Keleş kardeşimle cezaevinde görüşüp, “İftiracı ol, yoksa adını suikast planına karıştıracaklar, çok daha ağır suçlamalarla karşılaşacaksın” diyen avukatlar ellerini kollarını sallayarak işlerine devam ediyorlar. Savcılar suç bulamadıkça akıl almaz yöntemlerle suç uyduruyor. Bu sistemden hukuk çıkmaz. Biz yargılanmaya itiraz etmiyoruz; itirazımız, hukuk dışına çıkarak siyasetçilerden talimat alan görevlilere.

https://www.birgun.net/haber/hukuksuzlugun-acilis-gunu-650062

Lösev2
Paylaş
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği