YÜZLEŞME
Klasik hale geldi artık. CHP kaybettiği her seçim sonunda bir iç iktidar sorunsalının karanlık dehlizlerinde kaybolmaya başlar.
“Ben yapmadım, o yaptı” şablonuyla hareketlenen tartışmalar aylarca sürer ve sonunda kaybeden partiye gönlünü veren milyonlar olur.
Filmi biraz geri sardığınızda ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.
Bu dar ve kısır tartışmalar asıl soruların sorulmasına engel olmaktadır.
CHP’nin bugünkü durumunu seçim sonuçlarına indirgeyerek irdelemek tarihi bir yanılgı ve yapısal sorunları tartışmayı engellemekten başka bir anlam ifade etmez.
Ben bu köşeden kendimce asıl sorulması gerekenleri sormaya çalışacağım.
1) CHP kendini solun neresinde tanımlamaktadır. Sosyal demokrasinin evrensel değerleriyle mi, yoksa daha muhafazakar ve yerel bir sol anlayışıla mı kendini tanımlayacaktır?
2) Oy kaygısıyla gittikçe sağa yaklaştığı önemli bir tartışma konusu. Orneğin muhafazakar seçmenden oy alabilmek için , muhafazakar söylemler geliştirmek, hatta birkaç muhafazakar ismi partiye transfer etmek ne kadar doğrudur? Bu konuda asıl yapılması gereken sosyal demokrat anlayışı muhafazakar kesimlere, açık ve net bir projeyle anlatmak değil midir?
3) Özellikle 1980’e kadar CHP’nin oy depoları olan kırsal kesim ve şehirlerin yoksul mahalleri, semtleri neden kaybedilmiştir?
CHP neden, EGE’ye ya da Çankaya, Bakırköy, Beşiktaş... gibi refah seviyesi yüksek yerlere sıkışmıştır?
4) Bütün söylemlerinde demokrasiyi vazgeçilmez bir unsur olarak görmesine rağmen, kendi iç mekanizmalarında, demokrasi ne denli işlevsel ve uygulanabilir bir durumdadır.
Örneğin, Parti Meclisi, Kadın Kolları, Gençlik Kolları gibi en temel organlar parti politikalarında ne kadar etkindir?
5) CHP Kürt Sorunu konusunda ne düşünmektedir, CHP’ye göre bu sorunun adı nedir ve çözüm önerileri nelerdir?
Kamuoyu önüne net ve anlaşılır çözüm önerileri koyabilmekte midir?
6) CHP’nin yerelde iktidar olduğu belediyeleri ne derece etkin ve verimlidir. Yaptıkları çalışmaların uyguladıkları sosyal politikaların CHP’ye katkısı nedir?
Bulundukları il, ilçe ve beldelerde halktaki karşılığı nasıldır ve
Genel Merkez ile ne denli senkronize çalışabilmektedirler?
.......................
CHP artık bu sorularla yüzleşmek zorundadır. Sorun kişileri aşmaktadır ve sorun; CHP’nin kendini siyaset sahnesinde net bir şekilde konumlandırma sorunudur.
7) Parti, Emek-Sermaye çelişkisine nasıl bakmaktadır?
Özellikle sendikalarla olan ilişkilerin hiç olmadığı kadar zayıfladığını, sendikların yönetimlerine yeterince etki edilemediğini söyleyebiliriz.
CHP; ideolojik durumu itibarıyla emekten yana bir parti olmasına rağmen, sendikalarda nerdeyse yok denecek kadar az bir temsiliyete sahip olmasının gerekçelerini somut bir şekilde tartışmalıdır.
Ülkede; işçi hakları yerlerde sürünürken, bu emek güçlerinin önüne düşebilecek bir parti olma kimliğine kavuşabilmelidir.
8) çok iyi bilinmelidir ki, her darbe siyasal partiler içinde en çok CHP’yi etkilemiştir.
Özellikle 1980 öncesi, il-ilçe başkanları öldürülmüş, 12 Eyül Darbesi’nden sonra ise genel başkanları tutuklanmış, mal varlığına hatta arşivine el konulmuş bir partidir.
Buna rağmen defalarca darbecilikle suçlanmaktadır.
Parti bu konuda kendini yeterince ifade edememiş ve anlatamamıştır. Hiçbir nesnel temeli olmayan bu suçlamalara karşı, bütün belgeleriyle birlikte toplumun önüne gerçekler bütün çıplaklığıyla ortaya konulmalıdır.
Örneğin 1980 darbesiyle ilgili çok ciddi bir çalışma yapılarak, yaşanan mağduriyetin bilançosu rakamlarla ortaya konulmalı ve bu iftiralar derhal çürütülmelidir.
9) CHP kurultayları sadece Genel Başkan ve Parti Organlarını seçmek için mi toplanmalıdır.
Mallesef kurultaylar, bu duruma indirgenmiş, adeta liste savaşlarına sahne olmaktadır.
Halbuki kurultaylar, en yetkili karar organlarıdır. Burada ülkenin ve partinin en temel sorunları tartışılmalı izlenecek yollar belirlenmeli ve çeşitli kararlar alınmalıdır. Geçmiş dönemlerde yapılan kurultaylar somut bir biçimde CHP’nin önünde durmaktadır.
Kurultaylar sadece bir seçim yarışına indirgendiği için, kamuoyunda: ”CHP neredeyse her gün kurultay yapan bir parti” algısı oluşmuştur.
10) Parti il ve ilçe örgütleriyle seçimli kongreler yapıyor ve bu kongrelerde il, ilçe ve kongere delegelerini seçmektedir. Genel ve Yerel seçimlerde kendi adaylarını belirlemek için sandığa gitmesi gereken bu delegeler bir anda bay-pas edilelerek, Adaylar genel merkez tarafından atanabiliyor.
Peki o zaman bu delege sistemi niye var?
Eğer olması gerektiğine inanılıyorsa, yetkileri neden genel merkezin iki dudağı arasındadır?
Örneğin; parti örgütünün istemediği birinin atamayla aday olması ne kadar doğrudur, atama bir adayla istenilen sonuç alınabilir mi?
Biliyorum, bu soruların çoğu her CHP’linin kafasını yıllarca meşgul eden ve cevapları bilindiği halde, çeşitli çıkar grupları tarafından üzeri örtülen sorular.
Ama artık CHP bu sorularla yüzleşmelidir.
Çünkü, yarın çok geç olabilir!!
..............
Yazının amacı, partiye gönül vermiş, hiçbir beklentisi olmayan milyonların sorularına aracılık etmek.
Şundan emin olalım ki; kişiler sistemlerin değil, sistemler kişilerin üzerinde olursa başarı kaçınılmaz olur.
Hele CHP gibi ülkenin kuruluş temelinde harcı olan bir partinin, bu yapısal tartışmaları yapmadan ve kendi gerçekleriyle yüzleşmeden, kendini geleceğe hazırlaması olanaklı değildir.
Her seçim sonunda yaşanılan dramatik denilebilecek yenilgilerin, üyelerde yaşattığı çöküntüye şahit biri olarak bunları yazma konusunda kendimi mecbur hissettiğimin bilinmesini isterim.
Umut en çok CHP’ye ve CHP seçmenine yakışır. Bunun için de umudu taze kılmanın yolunun yüzleşmekten geçtiğinden emin olmayız.
Biz kaldığımız yerden devam edelim
10) CHP vazgeçilmez ilkelerinden biri olan laikliği tam olarak topluma anlatabilmiş midir?Anadolu’daki “laiklik, dinsizliktir” algısını çürütmek için ne yapmıştır, ya da ne yapmalıdır?
Parti; Anadolu’nun birçok yerinde dinsizlikle suçlanmaktadır.
Elbetteki bu kara propagandanın arkasında, dini siyasete malzeme yapanların hatta din istismarcılarının katkıları çok büyük.
Özellikle 2002’den sonra “CHP camileri ahır yaptı, camileri sattı ...” gibi bel altı söylemler, vatandaşta çeşitli soru işaretlerinin oluşmasına sebep oldu.
On yıllardır devam eden bu gerçek dışı yakıştırmaların önünü kesmek için çok ciddi çalışmalar yapılarak, bu konuyla ilgili bir vizyon belgesi ortaya konulmalıdır. Bu konuyu kökten halledecek bir programın süratle hayata geçirilmesi gerekmektedir
11) Geçmişten bugüne partide Genel Başkanlık dahil çeşitli görevlerde bulunmuş önemli siyasetçilerin tecrübelerinden ve görüşlerinden ne kadar faydalanabilmektedir?
Bildiğim kadarıyla böyle bir kurul vardır ancak daha bugüne kadar hiç toplantı yapmamıştır.
Bazı isimler var ki bu partininin yedisinde de yetmişinde de vardı. Bunların tecrübeleri, birikimleri önemsizmidir. Ortak aklın oluşmasında bu isinlerden yaralanmak her siyasi parti için bir fırsat değil midir?
CHP’nin değişik sebeplerle küstürdüğü bu isimlerle periyodik bir araya gelerek, değişen konjonktüre göre, görüşlerinden istifade etmesi gerekmez mi?
12) Kadın ve gençlik kolları CHP’de ne kadar aktiftir ve aktif olmaları için önleri açılabilmiştir?
Her vesile ile kadının değerinin ve gençliğin dinamizminin vurguladığı kürsü konuşmalarıyla, kadın ve gençlik politikaları örtüşmekte midir?
Örneğin üniversitelerde ve liselerdeki gençlik örgütlenmesi için neler yapılmaktadır.
Bu iki kesimde demokratik mücadeleyi sadece onların üzerine bırakarak siyaset yapmak ne kadar anlamlıdır?
Örneğin kadın cinayetlerindeki artışın binli rakamlarla ifade edildiği bir gerçekliğin karşısında kadın kolları ne yapmaktadır?
Evet Genel Merkez bu iki organın önünü sonuna kadar açmalıdır, mücadele ve aktif hale getirmek için yeni stratejiler ve programlar hayata geçirmelidir.
Bir ya da bir kaç kişinin inisiyatifiyle parti politikalarına yön verilmesi, geriye dönülmesi imkansız sorunlara ve sonuçlara yol açmaktadır.
Sürekli , demokrasinin vazgeçilmez bir unsur olduğunu vurgulayan partinin, kendi içinde de demokrasi kanallarını sonuna kadar açmalıdır.
............
13) parti-üye ilişkileri yeteri kadar etkin ve süreklilik gösteriyor mu?
Bu soruya eminimki çok önemli bir kısmınız hayır diyeceksiniz.
Bugün partiye üye olup da, il ve ilçe teşkilatlarının yerini bilmeyen binlerce insan olduğu yadsınamaz bir gerçek.
Partiyi dinamik ve aktif kılmanın yolu, teşkilat çalışmalarının, verimlilik ve süreklilik içermesinden geçmektedir.
Teşkilatları, sadece seçim dönemlerinde harekete geçirme anlayışı parti üyelerini pasivize etmektedir.
Kaldı ki 2002’den bu yana Türkiye’deki konjonktür, hemen hemen hergüne bir etkinlik koymak için gerekli malzemenin fazlasına bile sahiptir.
16 yıldır, her CHP’li sabah kalktığında, kendi dünya görüşüyle uyuşmayan bir uygulamayla karşı karşıya kalmaktadır.
Eğitimden-ekonomiye, tarımdan-dış politikaya...birçok sorunun yaşandığı gerçeğinden hareketle, teşkilatlar birçok başlık altında, üyelerini ve seçmenini dinamik tutabilecek her türlü çalışmayı yapabilir.
Bunun içinde; parti bu çalışmaların nasıl ve hangi çerçevede yapması gerektiğini tartışmalı, teşkilatların önüne haftalık, aylık ve yıllık planlar koymalıdır.
14) Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk CHP’nin kurucu genel başkanıdır.
Zaten “Benim iki büyük eserim var; biri Türkiye Cumhuriyet’i, diğeri Cumhuriyet Halk Partisidir” diyerek, CHP’ye verdiği önemin büyüklüğünü net bir şekilde ifade etmiştir.
Mutlaka partinin yolu Atatürk’ün yoldur.
Ancak her sıkışma halinde, Atatürk’ü meydanlara indirerek, onun üzerinden oy almaya çalışmak ne kadar anlamlıdır?
Bu durum; politika, proje üretememenin, yeni planlar ortaya koyamamanın bir sonucu değil de nedir?
Her partili; Atatürk’ün çizdiği yolu, kendi yolu bilip, o doğrultuda çalışmalıdır, bunda hiçbir behis yok. Ancak; partiyi yönetenler; kendi üretimsizliklerini, politik sığlıklarını, yanlış söylem ve eylemlerini Atatürk’le örtmeye çalışmamalıdır.
Parti ideolojisi ve kendi değerleri ışığında beş yıllık, on yıllık planlar yaparak topluma anlatmalıdır.
Bir gün bile beklemeye tahammülü olmamalıdır.


































