Ethem Kutay TOKER
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın son haftalarda ünlü isimlere yönelik yürüttüğü uyuşturucu operasyonlarının işleyişi ve medyada yer alış biçimi tartışma konusu oldu. Birçok ünlünün yatarı dahi olmayan suçlar nedeniyle sabah saatlerinde evlerinden alınması, ifadelerin yandaş medyada çarşaf çarşaf yayımlanması soruşturmanın gizliliğini ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği eleştirilerini beraberinde getirdi. Ayrıca soruşturmaların uyuşturucu baronları gibi örgütlü yapılardan ziyade kişiler üzerinden yürütülmesi soruşturmadan çıkacak sonuca ilişkin toplumda ve hukukçular gözünde endişe yaratıyor.
Yürütülen operasyonların usulüne ilişkin sorunlar olduğunu belirten Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Timuçin Köprülü masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkının ihlal edildiğine dikkat çekiyor. Köprülü “Masumiyet karinesi hakkında verilmiş bir mahkûmiyet kararı kesinleşmemiş olan kişinin suçlu muamelesi görmemesidir. Şüpheli ve sanık hakları olan kişilerdir ve henüz hangi suçu işledikleri iddia edilse de bunların faili oldukları kesinleşmemiştir. Madem henüz suçlu sayılmıyorlar bu kişilerin onur, şeref ve saygınlıklarına, özel hayatlarına saygı gösterilmesi gerekmektedir. Şüphelilerin henüz uyuşturucu kullanma veya ticareti gibi ithamlar nedeniyle haklarında soruşturma yürütülürken peşinen suçlu kabul edilip bu biçimde yayınlar, paylaşımlar yapılması, damgalanmaları lekelenmeme hakkına ağır bir saldırı niteliğindedir” açıklamalarında bulundu.
SORUŞTURMA GİZLİ OLMALI
Soruşturmaların gizli olarak yürütülmesi gerektiğini anlatan Köprülü “Masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkını koruyan en önemli yollardan biri de soruşturmanın gizli yapılması konusundaki muhakeme hukuku kuralıdır. Soruşturma amiyane tabirle davul zurna çalınarak yapılmaz; gizli yürütülmelidir ki şüpheliler kaçmasın, delil karartmasın ve sonunda fiili işlemedikleri anlaşıldığında boşu boşuna lekelenmesinler. Önceki bir operasyonda örneğin bazı ünlülerin isimleri açıklanmıştı ve bunların bir kısmının uyuşturucu testleri negatif çıkmıştı. İnsanları sağlam deliller olmadan bedensel bir müdahale teşkil eden testlere tabi tutmanın ceza ve ceza muhakemesi hukukunda yeri bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.
SANIK HAKLARI KORUNMUYOR
Köprülü şöyle konuştu: “Şahit olduğumuz soruşturmanın geldiği aşama şüpheli, sanık hakları bakımından endişe vericidir. Normalde bizim bilmememiz gereken dosyadaki ifadeleri, mesajlaşma içeriklerini ve hatta uyuşturucu tahlil sonuçlarını bile görebiliyoruz. Bunların kim tarafından, nasıl ve hangi amaçlarla kamuoyuna, basına servis edildiğinin araştırılması gerekiyor ki bunlar soruşturmanın gizliliğini ihlal eden davranışlar ve suç teşkil ediyor. Diğer yandan bu tür operasyonlarda torbacı olarak tabir edilen kişiler ve kullanıcılardan bahsediliyor. Halbuki uyuşturucu ticareti sınır aşan nitelikte ve organize suçluluğun silah kaçakçılığı ve insan ticaretiyle birlikte en çok gelir getiren suç tiplerinden biri. Bu organize yapıya ilişkin pek bir şeyin yapılmadığına en azından şimdilik şahit oluyoruz.”
BASININ KERTERİZİ KAMU YARARI
Soruşturma sürecinde yaşananların özellikle yandaş basına sızdırılarak magazin diliyle gündem yaratılması da kamuoyunda sıkça tartışıldı.
Galatasaray Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Ceren Sözeri ise basının bu operasyonlara yönelik tavrının özel hayatı ihlal etmek değil, kamunun yararını gözetmek olması gerektiğini şöyle aktardı: “Basının bu tür konularda dahil olmak üzere her konuda tek bir kerterizi vardır, o da kamu yararı. Son dönemde yayınlanan haberlerde kişilerin lekelenmeme haklarının hukuk yoluyla bile korunmadığını görüyoruz, basının bunu haberleştirme biçimi ise yeni hak ihlalleri oluşturuyor. Bunun tabi operasyonu yürütenlerle birlikte ilerleyen bir süreç olduğu izlenimi de mevcut. Bu bilgiler, ifadeler, tutanaklar, görüntüler belirli basın kuruluşlarına servis ediliyor ve orada da kişileri haberleştirmekten ziyade itibarsızlaştırmaya dair bir çaba görülüyor. Sosyal medya etkisiyle bu itibarsızlaştırma daha geniş şekilde yayılıyor. Bunu kanıtlayan bir başka örüntü ise daha soruşturma aşamasında olmasına, gizli tanık ifadesine dayanmasına rağmen belirli basın kuruluşlarının bu haberlerin hesabını vermeyeceklerine duydukları güven ve rahatlık. Bu haberlerde hiçbir etik kaygı gözetilmiyor. Tutanaklarda geçen ithamlar çok ağır, sonuçları da çok ağır olabilir. Gazetecilerin bu tür durumlarda neyin daha fazla okunduğu, tıklandığı, izlendiğinden ziyade bu soruşturmayı ortaya çıkarak nedenlere odaklanması, sorumluları sorumlulukları ölçüsüyle değerlendirmesi, soruşturmada adı geçenlerin (özellikle de kadın meslektaşlarının) yerine kendilerini koyarak klavyelerinin başına geçmeleri ileride yaptıkları haberler nedeniyle suçluluk duymalarını engelleyecektir.”
https://www.birgun.net/haber/davulla-zurnayla-sorusturma-olmaz-678539


































