Telefon
WhatsApp
Av. Fevzi Gümüş:
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

Son günlerde yayımlanan Alevi Aydınlar Bildirgesi etrafında gelişen tartışmaları dikkatle izliyorum. Bu tartışmaya, bildirgeyi imzalamış bir Alevi olarak dahil olmayı gerekli görüyorum.
Öncelikle belirteyim: Etnik olarak Türk, İnançsal olarak Alevi, siyasal olarak Sol-Sosyalistim ve kendimi dünya insanı olarak tanımlıyorum.
Öte yandan açıkça söyleyeyim: Bildirgeyi imzaladım ve imzamın arkasındayım.
Metnin temel kaygısını doğru buluyorum. Alevilerin tarihsel hafızasında derin izler bırakmış Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisi ilişkisine, bugün kurulmak istenen yeni siyasal denklemlerde referans verilmesini eleştirmek Alevilerin en doğal hakkıdır.
Aleviler kendi tarihlerini hatırlamak, kendi acılarını dile getirmek ve geleceğe ilişkin kaygılarını söylemek için kimseden izin almak zorunda değildir.
Ancak aynı açıklığın başka bir konuda da gösterilmesi gerekir:
Bu bildirge Kürt düşmanlığı değildir. Kürt halkının demokratik haklarına karşı değildir. Barışa karşı hiç değildir.
Tam tersine, bildirgenin çıkış noktalarından biri kırk yıllık çatışma ve şiddet döneminin sona ermesi arzusudur.
Tarafların bugün, bütün çatışmalı ağır geçmişe rağmen, birbirlerini öldürmeyecekleri bir sürecin kapısını aralamış olmaları küçümsenecek bir gelişme değildir.
Ben bir Türk, Alevi, Sol-Sosyalist ve dünya insanı olarak bundan memnuniyet duyarım.
Hatta daha fazlasını isterim.
Artık hiçbir Kürt gencinin, hiçbir Alevi gencinin, hiçbir Türk gencinin, hiç bir insanın ölmediği bir Türkiye isterim.
Çünkü bu ülkede savaşın bedelini ödeyenlerin kimliği ne olursa olsun, kaybedilen her genç bizim ortak acımızdır.
Barışa itiraz edenlerle aramıza mesafe koyuyorum
Tam da bu nedenle, bildirgenin bazı ulusalcı ve Kürt düşmanı Türkçü çevreler tarafından ele alınış biçiminden rahatsızım.
Bildirgenin Alevilerin tarihsel hassasiyetini dile getiren bir metin olmaktan çıkarılıp Kürt karşıtı bir siyasetin malzemesine dönüştürülmesine itiraz ediyorum.
Bizim söylediğimiz bu değildir. En azından benim söylediğim bu değildir.
Alevilerin Yavuz Sultan Selim döneminde yaşadığı tarihsel acıları hatırlaması, Kürt halkına düşmanlık anlamına gelmez.
Öcalan'ın bir tarihsel değerlendirmesini eleştirmek, Kürtlerin demokratik haklarını reddetmek anlamına gelmez.
Alevilerin kaygılarını dile getirmek, silahların susmasına karşı çıkmak değildir.
Tam tersine, barışın gerçekten kalıcı olmasını isteyen herkes, barış sürecinde ortaya çıkan her görüşün özgürce tartışılabilmesini savunmalıdır.
Bu nedenle bildirgeyi kullanarak yeniden Kürt düşmanlığı üretmek isteyenlere de söyleyecek sözümüz vardır:
Bizim imzamız sizin imzanız değildir.
Biz bu metni Kürtlerle kavga etmek için imzalamadık.
Yeni bir düşmanlık yaratmak için imzalamadık.
Geçmişin savaş siyasetini yeniden canlandırmak için hiç imzalamadık.
Alevilerin tarihsel hafızasının ve geleceğe ilişkin kaygılarının demokratik çözüm sürecinde görülmesi için imzaladık.
“Birbirimizi öldürmeyeceğiz” sözünün kıymetini bilmek
Asıl üzerinde durulması gereken noktalardan biri de budur.
Kırk yıldır süren çatışmaların ardından tarafların “birbirimizi öldürmeyeceğiz” noktasına gelmesini neden daha yüksek sesle savunmuyoruz?
Alevi kurumlarının ve aydınlarının ilk refleksi neden:
“Silahların susmasından memnunuz.”
olmak değil?
Neden:
“Gençlerimizin ölmediği bir Türkiye istiyoruz.”
demiyoruz?
O gençlerin içinde Kürtler vardı.
Aleviler vardı.
Türkler vardı.
Sünniler vardı.
Ve çoğu zaman onların ortak kaderi, genç yaşta ölüme gönderilmek oldu.
Alevi toplumunun barışa bu nedenle özel bir duyarlılıkla yaklaşması gerekir.
Çünkü barış, Alevilerin başkalarına yapacağı bir iyilik değildir.
Barış Alevilerin de hakkıdır.
Hatta Aleviler açısından barış, yalnızca savaşın sona ermesi değildir. Barış; eşit yurttaşlık, laiklik, inanç özgürlüğü, hukukun üstünlüğü ve kimsenin inancı ya da kimliği nedeniyle tehdit altında olmadığı bir toplumsal düzen demektir.
Alevi aydınları kimlerden ibarettir?
Bildirgeyle ilgili ikinci bir tartışma alanı da “Alevi aydınları” tanımlamasıdır.
Bir metne kimlerin imza atacağı elbette o kişilerin tercihidir. Ben de kendi imzamın sorumluluğunu taşıyorum.
Fakat “Alevi aydınları” gibi geniş bir iddia ortaya konuluyorsa, bu kavramın Alevi toplumunun gerçek düşünsel ve kültürel çeşitliliğini yansıtması gerekir.
Benim açımdan Mustafa Bayram Mısır, Kelime Ata, Kemal Derin ve Ali Yıldırım gibi Alevi entelektüeli kültür ve mücadele alanında iz bırakmış isimlerin bulunmadığı bir liste, Alevi aydınlarının ortalamasını ve çeşitliliğini eksik yansıtır.
Buradaki mesele isim yarıştırmak değildir.
Mesele şudur:
Alevi aydınları adına konuşuyorsak, Alevi toplumunun farklı düşünsel damarlarını görmezden gelemeyiz.
Alevi dünyasının tarihsel hafızası, yalnızca bugün belirli siyasal çevrelerle yakın ilişki içinde bulunan isimlerden ibaret değildir.
Aleviliğin kendi entelektüel birikimi, kendi yazarları, araştırmacıları, sanatçıları, hukukçuları, akademisyenleri ve mücadele insanları vardır.
Bu çeşitliliği yok sayarak yapılan her temsil iddiası eksik kalır.
İsim kadar sıfat da önemlidir
Benzer bir sorun, bildirgenin isimlendirilmesinde de ortaya çıkmaktadır.
HDP siyasetinde bakanlık ve milletvekilliği yapmış Müslüm Doğan'ın adıyla başlayan bir metnin “Alevi Aydınlar Bildirgesi” olarak sunulması, ister istemez belirli bir siyasal çağrışım yaratmaktadır.
Burada mesele Müslüm Doğan'ın kişiliği değildir. Kaldı ki olabilir de.
Mesele, kimlerin hangi sıfatla ve hangi temsil iddiasıyla öne çıkarıldığıdır.
Alevi aydınları adına konuşan bir metnin, daha ilk bakışta belli bir siyasal çevreyle özdeşleşmesine yol açacak bir görüntü vermesi doğru değildir.
Bu nedenle hem isimlerin seçimi hem de “Alevi aydınları” sıfatının kullanımı daha dikkatli ele alınmalıdır.
Benim itirazım herhangi bir kişinin Alevi kimliğine değil; temsiliyetin daraltılmasına yöneliktir.
Kürt demokratik hareketi de eleştiriden muaf değildir
Bütün bunları söylerken Kürt demokratik hareketine ilişkin eleştirilerimizi de saklamaya gerek yok.
Kürt halkının demokratik haklarını savunmak başka şeydir, Kürt siyasal hareketinin bütün siyasal ve tarihsel değerlendirmelerini eleştirmeden kabul etmek başka.
Abdullah Öcalan'ın siyasal düşünceleri tartışılabilir.
Tarihsel değerlendirmeleri tartışılabilir.
Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisi referansı da tartışılabilir.
Alevilerin bu konudaki itirazları da meşrudur.
Kürt demokratik hareketinin bazı kesimlerinde Öcalan'ın siyasal otoritesinin eleştirel tartışmanın önüne geçtiğini düşündüğümü de açıkça ifade ediyorum.
Bir siyasi hareketin liderini önemsemek başka şeydir; onu tartışılmaz bir tarihsel ve siyasal referans haline getirmek başka.
Hiçbir lider demokratik eleştirinin üzerinde değildir.
Öcalan da değildir.
Aleviler de değildir.
Kürt hareketi de değildir.
Türk milliyetçileri de değildir.
Devlet de değildir.
Barışın anlamı zaten budur: Hepimizin birbirimize karşı söz söyleyebildiği bir demokratik zemin.
Alevi kurumları hiçbir siyasal hareketin yörüngesine girmemelidir
Bu noktada Alevi kurumlarına da söyleyeceklerimiz var.
Alevi kurumları herhangi bir siyasi hareketin yörüngesinde hareket etmemelidir.
Alevilerin demokratik hakları, herhangi bir partinin milletvekili adaylığına veya siyasal makam beklentisine endekslenemez.
Bir Alevi kurumunun görevi, hangi siyasi çevrenin kendisine ne sağlayacağını hesaplamak değil; Alevilerin neye ihtiyacı olduğunu söylemektir.
Eğer bir kurum, siyasi ilişkileri nedeniyle kendi toplumunun kaygılarını dile getirmekten çekiniyorsa burada ciddi bir temsil sorunu ortaya çıkar.
Klasik bir söylemle ama sahici ihtiyaç olarak: Aleviler herhangi bir siyasal hareketin arka bahçesi değildir. Olmamalıdır. Çünkü Alevilerin talepleri sahici ve günceldir. Yakıcıdır. Alevi çocukları ortaöğretimde her gün zorunlu din dersi ile zehirlenmekte, Aleviler bu iktidar döneminde her düzeyde özellikle ayrımcılığa uğramaktadır.
Diğer yandan Aleviler bir siyasal hareketin karşısında konumlandırılacak bir topluluk da değildir.
Alevilerin kendi siyasal aklı vardır.
Alevilerin kendi hafızası vardır.
Alevilerin kendi sözü vardır.
Ve Aleviler kendi sözünü başkasından izin almadan söyleyebilmelidir.
Alevilerin barışı
Ben bu bildirgeyi Alevilerin tarihsel hafızasının yok sayılmaması için imzaladım.
Ama aynı zamanda bugün bu bildirgenin Kürt düşmanlığına dönüştürülmesine karşı çıkıyorum.
Çünkü bizim tarihimiz başka bir halktan nefret etmeyi öğretmiyor.
Bizim tarihimiz mazlumun yanında durmayı öğretiyor.
Barış bizim için bir siyasal taktik değildir.
Bir seçim hesabı değildir.
Bir parti stratejisi değildir.
Barış bir yaşam anlayışıdır.
Bu nedenle Kürt meselesinin demokratik çözümünden memnuniyet duyarız.
Silahların susmasından memnuniyet duyarız.
Gençlerin ölmemesinden memnuniyet duyarız.
Ama barışın bir başka siyasal vesayet biçimine dönüşmesine de itiraz ederiz.
Alevilerin tarihsel hafızasının yok sayılmasına da itiraz ederiz.
Alevilerin kendi güncel siyasi taleplerini bir yana koyarak herhangi bir siyasal hareketin arka bahçesi haline getirilmesine de itiraz ederiz.
Aynı şekilde Alevilerin tarihsel acılarının ulusalcı ve Kürt düşmanı Türkçü çevreler tarafından Kürt halkına karşı yeni bir nefret siyasetine dönüştürülmesine de itiraz ederiz.
Biz ne birilerinin savaşına asker olacağız ne de birilerinin barışına suskun ortak.
Kendi sözümüzü söyleyeceğiz.
Kendi tarihimizle yüzleşeceğiz.
Kendi hafızamızı koruyacağız.
Ama bunu başka bir halktan nefret ederek yapmayacağız.
Çünkü Alevilerin barışı, başkasının yenilgisi üzerine kurulamaz.
Kürtlerin barışı da Alevilerin sessizliği üzerine kurulamaz.
Gerçek barış, birbirimizin hakkını tanıyarak kuracağımız ortak yaşamdır.
Bugün yapılması gereken Alevileri Kürtlere, Kürtleri Alevilere karşı kışkırtmak değildir.
Yapılması gereken, kırk yıllık savaşın sona ermesinin yarattığı tarihsel fırsatı demokratik bir geleceğe dönüştürmektir.
Bunun yolu da açıktır:
Eşit yurttaşlık.
Laiklik.
Demokrasi.
Hukuk.
İnanç özgürlüğü.
Kimliklerin güvenliği.
Ve herkes için barış.
Ben bildirgeye bu anlayışla imza attım.
İmzamın arkasındayım.
Ama o imzanın Kürt düşmanlığının, Türk milliyetçiliğin veya herhangi bir siyasal vesayetin aracı haline getirilmesine de izin vermem.
Çünkü Aleviler artık başkalarının savaşında taraf, başkalarının barışında figüran olmak istemiyor.
Aleviler kendi sözünün sahibi olmak istiyor.
Ve bizim sözümüz bugün de dün olduğu gibi barıştır.
Ama eşitlik içinde bir barış.
Özgürlük içinde bir barış.
Alevilerin de kendi tarihleriyle, kendi kimlikleriyle ve kendi iradeleriyle içinde yer aldığı bir barış.


-Av. Fevzi Gümüş-

Lösev2
Paylaş
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği