Telefon
WhatsApp
Aleviye musallat olan
Haber Yazı Detay İçi Reklam Alanı 300x250

 

“Sistemle uyumlu, devlet olanaklarının kırıntısına; ‘şükreden, kader planı, alın yazısı’ diyen, ‘koyun olup söz dinleyen’*, namaz kılan, Ramazan Orucu tutan, Hacca giden, fetvaya boyun büken, arada bir de ‘gösteri cemine’ katılarak buradan fotoğraf paylaşan, ‘sahte-dönük’ Alevi profili istenmektedir…”

 

Bir kıytırık “başkanlık - dede maaşı” karşılığında Alevilerden istenenler bunlardır.  

 

Oysa biz Sn. Erdoğan’a; “Aleviliği devletleştir, aynileştir” demedik ki! “İnancımızın önündeki engelleri kaldır, prangalarımızı çöz, hak ve hukukumuzu iade et. Eşitlik, adalet çığlığımızı duy, ibadethanemize saygı göster, yargı kararlarını uygula, çocuklarımıza gericilik anlayışını bulaştırma, ‘ZORLA’ Din (Sünnilik) Dersi verme, baskı yapma, zulüm, işkence etme” dedik… 

 

Sanki biz yana-yakıla bunları söylememişiz gibi, içimizden çıkmış, yarı okumuş, yarı Sünnileşmiş, paraya-makama teşne, karanlık ve şaibeli ilişkiler kurmaya meyilli arkadaşlarımızı tespit etti, söktü aldı… Evren denilen galakside koca bir derya ve bir insanlık mirası olan, mekânlardan azade olan gönüllere taht kuran, uğruna ölümlere gidilen; Emeviye, Ebu Süfyan’a, Yezid’e eyvallah etmeyen Aleviliği teslim almaya çalıştı. 

 

Biat edenler, etmeyenler ikiliğini yarattı, para virüsünü bulaştırdı!

Devlet-i Ali’yi temsilen, terkisine devletin parasını koyarak, köy-mahalle, şehir-kasaba dolaşarak, hak-hukuk yerine para-makam-rüşvet teklif ederek, bölüp parçalayarak ecdat Yol’una sırtını dönenleri örgütleyip; “özgün, sivil, laik, geleneksel, orijinal kalalım, Yol’un kurumlarını dejenere etmeyelim, bozmayalım, siyasete bağlanmayalım, siyasileştirmeyelim” diyerek, Pir Sultan’ın izinde direnenlerin üstüne gönderdi. 

 

Yoksulluklarını, para-makam zaaflarını kullandı…

 

Kötülüğe teslim olan bu arkadaşlarımız kendilerini; “canım daha ne istiyorsunuz bir daire başkanlığımız olacak, devlet bize de para verecek, eşitliğin gereğidir bu; henüz ‘cemevi ibadethanedir’ demedi ama ileride o da olacak” diyerek savunuyorlar. Yanlış yerde olduklarını, Aleviliğin köşelerini kırarak, muhalif olan damarını keserek, geleneksel Pir Sultan duruşunu törpüleyerek, garip, edilgen, aynileşen, Sünniliğe benzer bir Alevilik inşa etmeye hazırlanıyorlar.

 

Bu arkadaşlarımız, daha dün cemevine “cümbüşevi” diyen, “Kılıçdaroğlu’na O Alevi” diyerek kin kusan, Berkin Elvan’ın annesini yuhalatan, Sivas Katliamı davasının zamanaşımına tabi tutulması haberini “hayırlı olsun” diyerek karşılayan şahsa dönüp; “şimdi ne oldu da cemevini ziyarete başladın” demediler, diyemediler. Hz. Ali, Hace Bektaş Veli, Pir Sultan resimlerinin kaldırılmasına itiraz edemediler. 

 

Gidenler; musahiplik, rızalık, Şah Hüseyin, Şah Kalender, Pir Sultan tavrını çiğnedi. Rızalık lokması olan Hakkullahı bırakıp maaşa koştu! 

Kalanların; “Erdoğan zihniyeti sosyal yaşamda neye tekabül eder, bu zihniyet nasıl bir devlet sistemi inşa etmektedir ve o sistem içinde Alevilere biçilen rol nedir” diye sorgulayarak, üzerinde derinlemesine düşünmeleri gerek. Malum zihniyetin Alevilerin sol, eşitlik ve emekten yana tutumundan rahatsız olduğu kesin. O yüzden uyumlu, devlet olanaklarının kırıntısına şükreden, “kader planı, alın yazısı” diyen, itaat eden, namaz kılan, Ramazan Orucu tutan, Hacca giden veya en azından itiraz etmeyen ve arada bir de “gösteri cemine” katılarak buradan fotoğraf paylaşan bir Alevi profili istenmektedir…

 

Peki bu istek, nasıl bir dini anlayışa ve sosyal hayata tekabül eder?  

 

Sünnilik, Şiilik, Alevilik nedir; bakalım…

 

Sünnilik:

Sünnilik tarihsel süreç içinde anlam değişimine uğrayan bir kavramdır. Ebu Hanife’nin başını çektiği Ehl-i Rey denilen bir ekole karşı ortaya çıkan ve Ehl-i Hadisle özdeşleştirilen bir ekoldü. (…) İslam’ın V. ile VI. Asrında yukarıda yer alan Fıkhi mezhepler artık kurumsal kimliklerini sağlamlaştırınca Kelami Mezheplerden Eş’arilik daha çok Şafiilikle, Matüridilik de Hanefilikle birlikte anılmaya başlanmıştır. 

 

Kurucusu “Ebu Hanife, Emevî ve Abbâsî devletleri zamanında yaşamıştır. Ömrünün elli iki yılı Emevî, son on sekiz yılı da Abbasi devleti zamanına denk gelir. Emevîler'in yönetim şekline karşı çıkmış, Ehl-i beyt ve sahabilere karşı zalimane davranışlarına karşı mücadele vermiştir. Emevî devletinin yıkılması için Abbâsîler'e destek verse de bu hanedanın da Emevîler'in yönetim anlayışıyla aynı yolu izlemesi üzerine desteğini geri çekmiştir. 

 

Ebu Hanife’nin doğumu, yetişmesi ve bilgeliği Emeviler Hanedanlığı zamanına denk gelir. Bu devirdeki Zeyd bin Ali'nin (Şah Hüseyin’in torunu) Hişam bin Abdülmelik'e başkaldırısını maddi-manevi olarak desteklemiştir. Bu başkaldırıyı Bedir Muharebesi'ne benzetmiş, Zeyd bin Ali'ye biat etmiş ve on bin dirhem nakdi yardım göndermiştir. Zeyd bin Ali'yi Hüseyin bin Ali'ye (Hz. Ali) benzetmiş ve: “Şayet halkın, onun atalarını aldattıkları gibi Onu da aldatıp yarı yolda bırakmayacaklarını bilseydim, Onunla beraber ben de savaşırdım” demiştir. 

 

“Ebû Hanîfe, zorlamalara rağmen Emevî ve Abbâsî saltanat sahiplerine boyun eğmemiş, yönetim anlayışını onaylamadığı Abbasi Devleti'nin ikinci halifesi Ebû Câʿfer "el-Mansûr", Ebu Hanîfe'yi Bağdat'ta hapsettirip işkence ettirmiş ve zehirleterek öldürtmüştür.” **

 

Özet; Ebu Hanife; duruşu, din-ahlak anlayışıyla Hz. Ali ve şah Hüseyin’den farksız bir din âlimi olarak, hak hukuk ve insanlık adına ölüme gitmiştir. Emevilerin, Ehli Beyt soyundan sonra Ebu Hanife’yi de katletmesiyle, Sünni dünyada Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği İslam ahlakından eser kalmamış, tekrar İslam öncesinin Arap dini olan Cahiliye dinine dönülmüştür. Günümüzün Sünni dünyasında egemen din Cahiliye dinidir ve Sn. Erdoğan o dinin en sadık takipçilerinden biridir.

 

Şiilik:

“Şiîlik, Şia veya Şiatül Ali ile onun soyundan gelen imamların günahsızlığına, yanılmazlığına ve bizzat Allah tarafından halife olarak seçildiğine inanılan İslâm mezhebidir. Sünnilikten sonra gelen ikinci geniş nüfusa sahip mezheptir ve İslam dünyası içerisinde %10-15'lik bir kısmı oluşturur. Şiîlik sözcüğü, Câferîlik ile eş anlamlı olarak kullanılabilmekteyse de Şiîlik veya Şiâ, hilâfet veya imamet sorununda tarihsel olarak "Ali'ye yandaş olan kişiler" anlamına gelmektedir. Başlangıç dönemindeki bu ayrılık, daha sonraki devirlerde kendi kavramsal ve teolojik alt yapısını oluşturarak mezhepleşmiştir.

 

Etimoloji: "Şia" terimi "takipçiler" anlamına gelen Arapça kelimesinden gelmektedir. Tarihteki kullanım "Şiât-u Ali", yani "Ali'nin takipçileri" anlamına gelen ifadesinin kısaltılmış formudur. Sünnî kaynaklar, bu terimin Muhammed'in ölümünü takip eden yıllarda kullanılmaya başlandığına, Şiiler ise daha önce de kullanıldığına inanırlar.

 

Şiî İslam inancında Ali'nin çok özel bir yeri vardır. Şia amentüsünde bulunan imamet anlayışına göre İslam peygamberi Muhammed öldükten sonra onun yerine imam/halife olması gereken kişi Ali'dir ve imamet Ali'nin soyundan devam eder.”***

 

Sonuçları, pratikleri ve din-devlet anlayışı itibarıyla Şia’nın din anlayışı Sünni din anlayışından farklı değildir. Her ikisi de Muhammed’in tebliğ ettiği İslam’dan kopmuş, ilaveten çağcıl kazanımlara sırt çevirmiş bir sülale-soy veya kast egemen olmuştur. Egemenliği, Sünni ekolde halife ve/veya ona tabi bir otorite temsil ediyorken, Şia’da Ayetullahlar temsil etmekte, tüm güç onların uhdesinde bulunmaktadır. 

 

Bugün Sünni ve Şia’nın etkin olduğu halkların büyük bölümü köle durumundadır, açlıkla karşı karşıyadır, mutsuzdur... Bu yüzden zengin Hıristiyan ülkelerine sığınmak arzusuyla ülkelerinden kaçmakta ve ölümü göze almaktadır.  

 

Alevilik:  

Onbinlerce yılın insanlık mirasından damıtılan, İslam’la karşılaşmasından sonra Ehli Beyt damarına “eyvallah” diyerek, İslam’ın kıyıcı, haramzade, statik anlayışından uzak duran; Hak, Muhammed, Ali ve insanlık bendesi olan bir inançtır. Kıblesi vicdan, ibadethanesi cemevidir. 72 millete aynı nazarla bakar; din, dil renk farkı gözetmez. Çağın değerlerine açık, demokrasi, laiklik, insan haklarına saygılıdır. 

 

Bu kabulleriyle Sünnilik gibi Şia’yla da uzak-yakın hiçbir benzerliği olmadığı gibi, farkını korumak adına asılıp kesilmiş, yanmış, yakılmış, hırsıza yolsuza biat etmemiştir. O yüzden Türkiye, diğer İslam ülkelerine göre pozitif anlamda daha ileridedir. Kadın hakları, sosyal haklar, sendikalaşma, örgütlenme gibi haklara sahiptir ve Türkiye, bu alanların zenginliğini, kültür ve sanat insanlarının varlığını da büyük ölçüde Aleviliğe borçludur.

 

“Benim Kabem insandır” diyen bu inancın Sünni veya Şia’yla benzeşmesinin, o ekollerden birine biat edilmesinin yolunu açmak, yandaş olmak, aracılık ya da önderlik etmek, bir faninin kaldıramayacağı kadar büyük bir vebal ve insanoğluna yapılabilecek en büyük kötülüktür! 

 

Bu bir çağrıdır: Muaviye’ye biat etmeyen İmam Ali’nin, Yezid’e lanet okuyan Şah Hüseyin’in, Hınzır Paşa’ya; “sizin ekmeğinizi benim köpeklerim bile yemez” diyen Pir Sultan’ın kemiklerini sızlatacak, tarihte “21. Yy’ın biatçileri” olarak anılacaksınız!

 

Gelin yol yakınken vazgeçin! 19.10.2022

 

Murtaza DEMİR

 

*Pir Sultan Abdal’ın bir dizesi

**https://tr.wikipedia.org/wiki/Ebu_Hanife#:~:text=Eb%C3%BB%20Han%C3%AEfe%2C%20b%C3%BCt%C3%BCn%20zorlamalara%20ra%C4%9Fmen,i%C5%9Fkence%20ettirmi%C5%9F%20ve%20zehirleterek%20%C3%B6ld%C3%BCrtm%C3%BC%C5%9Ft%C3%BCr.

*** https://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eiilik

Lösev2
Paylaş
yotube

Yazarlarımız

Reklam

Anket

Reklam

E-Bülten Aboneliği